İdrak Haber

Doğrusu Allah Bana Nimet Verdi

Doğrusu Allah Bana Nimet Verdi
05 Temmuz 2020 - 1:58

Doğrusu Allah Bana Nimet Verdi

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Rebiülevvel 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “Doğrusu Allah Bana Nimet Verdi” isimli makaleyi sizlerin okumasına sunuyoruz.

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a ﷻ, salat ve selam nebilerin ve Rasûllerin sonuncusunun üzerine olsun. Ve sonra… “Doğrusu Allah ﷻ, bana nimet verdi” sözü, Allah’ın ﷻ kendilerine verdiği nimete karşılık ona şükreden sadık Mü’minlerin sözleri değildir. Bilakis bu söz, münafıkların gazveden geri kaldıklarında ve sıkıntı, öldürülme ve yaralanma bölgelerinden uzak kaldıkları anda söyledikleri sözdür.

Bu söz, Mücahidlerin kayıplar verdiği, bir yerden çekildiği veya onlardan birçok kişinin şehid olduğu bir savaştan geri kalması hoşuna giden kimselerin sözüdür. Bunu söylemelerinin sebebi ise, Mü’minlerin üzerine şükretmesi vacip olan gerçek nimetin anlamından cahil olmalarıdır. İbni Kesir r.h Allah’u Teâlâ’nın; Şüphesiz içinizden (cihad konusunda) ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: “Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım”der. [Nisa, 72]

Bu sözünün tefsirinde şöyle dedi: Mücahid ve diğer birçok kimse şöyle dedi: bu ayet, münafıklar hakkında inmiştir. Mukatil bin Hayyan ise şöyle dedi: ‘Ayette geçen ‘Ağır davrananlar’ sözünden kasıt cihaddan geri kalanlardır. Ayrıca ayetteki bu sözden; kişinin cihad konusunda ağır davranması ve başkalarını da cihada karşı ağır kılması (geri bırakması) kastı da muhtemeldir. Abdullah Bin Ubey Bin Selul’un -Allah ﷻ onu zelil etsin- yaptığı gibi.

Nitekim o, cihaddan geri kaldığı gibi insanları da cihada çıkmaktan alıkoyuyordu. Bu söz, İbn-i Cureyc ve İbn-i Cerir’in sözüdür. Allah’u Teâlâ, münafıkların cihaddan geri kaldıklarında söylediklerini, bize şu şekilde haber vermektedir; “Eğer başınıza bir musibet gelirse” yani Allah’ın ﷻ bir hikmeti gereği size öldürülme, şehidlik ve düşmanın size galip gelmesi gibi başınıza bir musibet gelirse münafıklar şöyle derler; “Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım” der. Yani savaş gerçekleştiği zaman ben onlarla beraber olmadım. Bunun da Allah’u Teâlâ’nın üzerindeki nimetlerden bir nimet olduğunu hesap ediyor. Ancak sabırdaki ve eğer öldürülürse şehid olmaktaki kaçırdığı ecirleri idrak etmemektedir. [İbn-i Kesir’in sözü bitti.]

Muvahhid biri bunları bildiğinde ve kardeşlerinden bir gruba sıkıntı ve bela isabet ettiğini işittiğinde, onlarla beraber yaralanmasının veya onlardan önce şehid olmasının gerçek nimet olduğunu yakinen bilecektir. Şehadetten kaçmak nimet değildir. Bilakis nimet; kulun savaşın sıkıntılarına katlanması, en ön safta olması ve şehid olana dek yüzünü geri çevirmemesidir. 

İşte bu, gerçek nimettir. Ve Mü’minin kalbinde kökleşmesi gereken sahih mefhum da budur. Bunları iyice idrak eden bir Mü’min, nerede olursa olsun savaşı arar. Nitekim Ebu Hureyre’den r.h rivayet edildiğine göre Nebi ﷺ şöyle buyurdu: “İnsanların en hayırlı geçim yolu tutanlarından biri, Allah ﷻ yolunda atının dizginine yapışıp, onun üzerinde âdeta uçan kimsedir. Düşman geldiğine dair bir ses veya düşman üzerine hücum feryadı işittiğinde, düşmanın bulunması muhtemel yerlere atının üzerinde uçarcasına saldırıp, öldürmeyi ve öldürülmeyi ister.” [Müslim]

Münafıkların çirkin söylemlerinden ve eylemlerinden biri de Allah’u Teâlâ’nın Mü’min kullarına lütfettiği zaferi ve ganimeti kaçırmalarından sonra buna hayıflanmalarıdır. Allah’u Teâlâ şöyle buyurdu: “Eğer size Allah’tan bir fazıl (zafer) isabet ederse, o zaman da sanki onunla aranızda hiçbiryakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; “Keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük ‘kurtuluş ve mutluluğa’ erseydim.” [Nisa, 73]

İbn-i Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle dedi: “Eğer size Allah’tan ﷻ bir fazıl (zafer) isabet ederse” yani size, Allah’tan ﷻ bir yardım, zafer ve ganimet ulaşırsa. “O zaman da sanki onunla aranızda hiçbir yakınlık yokmuş gibi” yani sanki sizin dininizden değilmiş gibi, kuşkusuz şöyle der; Keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük ‘kurtuluş ve mutluluğa’ erseydim” yani onlarla beraber bana da bir pay verilseydi ve ben o payı alsaydım. Bu, onun en büyük maksadı ve en nihai isteğidir. [İbn-i Kesir’in sözü burada bitti.]

Bunları zikrettikten sonra, her kim, içinde zafer ve ganimet olan bir gazveyi kaçırdığı için hayıflanıyorsa ve Müslümanlara sıkıntı isabet eden bir gazveden geri kaldığı için de seviniyorsa o zaman imanına yeniden bir göz atsın, Rabbinden ﷻ korksun ve Allah’tan ﷻ çokça hidayet ve sebat dilesin. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a ﷻ hamdolsun.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İdrak Medya'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2020 İDRAK MEDYA