İdrak Haber

İslam Devleti Akidemi Değiştirdi?

İslam Devleti Akidemi Değiştirdi?
Ebu Ğureyb Eş-Şami
Ebu Ğureyb Eş-Şami( [email protected] )
20 Ocak 2020 - 20:50

İslam Devleti Akidemi Değiştirdi?

Bu yazı Türkiye de bulunupta İslam Devleti akide değiştirdi diyenlere bir reddiyedir.

Allah ﷻ en doğrusunu bilendir.

Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a, Salat ve selam onun Nebisi Muhammed Mustafa’nın üzerine olsun.

“O münafıklara, iman ordusunun zafer ve felâketine dair eminlik veya korku haberi geldiği zaman, onu yayarlar (ortalığı telâşa verirler). Hâlbuki o haberi, Peygambere ve Mü’minlerden kumandanlara iletseler, elbette onun yayılıp yayılmaması gerektiğini onlardan öğrenirlerdi. Eğer Allah’ın nimet ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız müstesna, muhakkak şeytana uymuş gitmiştiniz. “ (Nisa 83)

Bundan sonra;

Bu konu son zamanlarda işittiğimiz, bizleri üzen bir konudur. Bizler biliyoruz ki bu konu cihaddan geri durmak için kendilerine mazeret arayanların ortaya attığı şeytani ithamlardır.

Ve aşağıda tek tek cevap vereceğim ithamlar, şuan Türkiye’de İslam Devleti aleyhine kafirleri mutlu eden bizleri üzen ithamlardır. Biz bu ithamların oralarda insanların arasında var olduğunu biliyor ve ona cevap veriyoruz.

Bize yöneltilen boş ithamlara cevabımı fikirlerinizi berraklaştırmak amacıyla madde madde vereceğim, bana kulak verin, iyi anlayın söylediklerimi ki, ne insanlar yanında ne Allah katında ileri süreceğiniz bir bahaneniz kalmasın.

”De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. “ (En’am 19)

– Türkiye’de ilim ehli olarak bilinen şahısların hapsedilmesi ve şiddet görmesi meselesi;

Öncelikle şunu belirteyim ki; Bizler şer’i bir Devlet’iz ve işlerimiz ve hayatımız burada Allah’ın ﷻ izni ile şeriatla yürütülür. Burada gerek şeri, gerek askeri, gerekse sosyal her türlü uygulamanın kaynağı şeriatımızdır, sizlerin küfür beldesindeki yaşantılarınızda ve hala içinden çıkamadığınız dar kalıplı cemaat kültürlerinizde bunları anlamanız çok zor, bu sebeple sizlere kısa da olsa bunu açıklamaya çalışacağım.

Her türlü eksiklikten uzak tertemiz şeriatımızın gölgesinde insanlar burada iki kısma ayrılır; Yöneticiler (Halife, Valiler, kadılar, ordu komutanları v.b.) ve raiyye (Halife dışında İslam Devletinde yaşayan herkes)

Allah Subhanehu bu iki kısımda biri olan yöneticilere, ellerinin altındaki raiyye’lerini gözetmelerini, adalet üzere sevk ve idare etmelerini, raiyye’den herhangi birinin kusurlu bir davranışı olduğunda onu tahkik etme ve daha sonra suçu sabit olduğu takdirde kadı önüne çıkartıp, hakkında hüküm verilmesini sağlama mesuliyetini vermiştir.

“Onlar öyle kimselerdir ki şayet kendilerine dünyada hakimiyet nasip edersek namazlarını hakkıyla ifa eder, zekâtlarını verir, iyi ve meşru olanı yayar, kötülüğü önlerler. Bütün işlerin akıbeti elbette Allah’a aittir. “ (Hac 41)

Hal böyleyken, gerek Halife -Allah ﷻ onu korusun- gerek onun tayin ettiği yöneticiler, Allah’ın ﷻ hükümleri önünde eşittirler ve burada herkes soruşturma geçirebilir ve kusurlu görüldüğü takdirde, kadının belirleyeceği herhangi bir ceza ile cezalandırılabilir.

İşte bu cezalandırma işine siz küfür beldelerinde yaşayanlar, “şiddet” olarak isimlendirirken, İslam beldesinde yaşayan bizler bunu Allah Rasûl’unun ﷺ uygulamasında olduğu üzere “Ta’zir” olarak isimlendiriyoruz.

Buna dair Rasûlullah’ın ﷺ  ve sahabesinin -Allah onlardan razı olsun- devlet yönetiminde yüzlerce uygulamalı örneği vardır. Yeri olmadığı için burada zikretmeyeceğim.

Ve siz ey biatini Halife’ye değil de, isimlerini vermek istemediğim ilim talebelerine yapanlar, sorarım sizlere, Allah’ın ﷻ hükümleri sizden birine uygulandı diye, hangi şer’i gerekçe ile biatlarınızdan söylüyorsunuz. Sizler değil misiniz şu ayeti en çok kullanıp da insanları tekfir edenler.

“Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar. ” (Nisa 65)

Sizlere hatırlatırım ki, bu ayet Darul küfür olan Mekke’de değil, İslam Devlet’i olan Medine’de ve burada yaşayan insanlar hakkında indirilmiştir. Akide, şeriat davası güttüğünü söyleyen sizler, yoksa sizler bu hükümlerin sadece avam halka veya sizin haricinizdekilere uygulanması gerektiği inancı mı taşıyorsunuz.

Siz kendinizi unutarak diğer insanlara erdemli olmayı mı öğütlüyorsunuz -hem de kitabı okuyup durduğunuz halde?- Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?” (Bakara 44)

 “Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. ” (Bakara 85)

Şayet adamınıza zulmedildiğine inanıyorsanız, bu hususta Allah Rasûlunun ﷺ  öğütlerini sizlere hatırlatırım;

“Müctehid ictihad edip isabet ederse iki ecir alır, etmezse bir ecir alır.” (Müslim)

Bera b. Azip; “Allah Rasulü ﷺ bir gün bizlere nasihat ederken; “İlerde başlarınıza zalim yöneticiler gelecektir” buyurdu. Ben; -Ya Rasulullah o güne yetişirsek bizlere ne tavsiye edersin” diye sorunca, Rasulullah ﷺ  -Onlar size zulmetse dahi, siz onlara itaat edin. Zira sizler itaatinizden sorumlu tutulacaksınız” “Birinciye ve ondan sonra gelene (sıra İle) yaptığınız bey’atı tutun! Onlara haklarını verin! Çünkü Allah raiyye yaptığı kimselerden dolayı onlara suâl soracaktır!” buyurmuştur. “ (Müslim)

Rasûlullah -aleyhisselam-: “Mesele şu ki: benden sonra kayırma ve kabul edemeyeceğiniz işler olacaktır. ” buyurdu. Ashâb : “— Yâ Rasûlullah! Bizden buna yetişene ne emredersin? Dediler, “Borcunuz olan hakkı (itaati) edâ edersiniz; lehinize olanı da Allah’dan İstersiniz.” buyurdular. (Bu hadisi Buhari, “Menâkıb” ve “Fiten” bahislerinde; Tirmizi de “Kitabul-Fiten” de tahriç etmişler. )

Hattâbî ulul-emrin arkasında namaz kılmayı, onunla birlikte cihada gitmeyi ona zekât vermeyi, zulmünden korkulduğu zaman silâhla ona isyan etmemeyi, yalancı medhu senalarla onu aldatmamayı ve ona hayır dua da bulunmayı da nasihatten saymış ve bütün bunların, Müslüman imamlarından ulu-emir devlet adamları kastedildiğini kaydettikten sonra bazen (Müslümanların imamları) ta’birinden âlimlerin (kadı’ların) kastedildiğini söylemiştir. Onlara nasihat, rivayet ettiklerini kabul etmek, ahkâm hususunda onlara tâbi olmak ve kendilerine hüsnü zanda bulunmaktır.

Züheyr: Bize Cerîr, A’meş’den, o da Zeyd b. Vehb’den, o da Abdurı’ahmân b. Abdi Rabbilkabe’den naklen rivayet etti dedi. Abdurrahman şöyle demiş:

Mescide girdim. Bir de baktım Abdullah b. Amr b. As Kâbe’nin gölgesinde oturuyor! İnsanlar başına toplanmışlar: Ben de yanlarına gelerek onu dinlemeye oturdum. Şunları söyledi;

“. . . Şüphesiz sizin şu ümmetinizin afiyeti evveline verilmiştir. Ahirine belâ ve yadırgadıkları bir takım şeyler İsabet edecektir. Bir fitne gelecek ki bazısı bazısını hafifletecek! Öyle fitne gelecek, mü’min: “Bu benim helâkimdir” diyecek! Sonra açılacak. Fitne gelecek, mü’min: “Bu budur diyecek!”

Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulmak isterse eğer, Allah’a ve ahiret gününe iman ettiği hâlde gelsin. Ve insanlara kendine yapılmasını dilediği şeyi yapsın! Bir kimse bir yöneticiye bey’at eder de ona saklayan elini ve kalbinin semeresini verirse elinden geldiği takdirde hemen ona itaat etsin! Başka biri gelir de onunla çekişirse o gelenin boynunu vurun!”

Ben Abdullah’a yaklaşarak: “Allah aşkına! Bunu Rasûlullah’dan ﷺ sen mi işittin?” dedim. Bunun üzerine iki eli ile kulaklarına ve kalbine uzandı. Ve “onu iki kulağım işitti, kalbim de belledi” dedi. Ben kendisine:

— İşte amcan oğlu Muâviye! Bize mallarımızı aramızda batılla yememizi ve kendimizi Öldürmemizi emrediyor; hâlbuki Allah : “Ey iman edenler! Kendi aranızda mallarınızı batılla yemeyin! Meğerki sizin rızanızla bir ticaret olması müstesna! Kendinizi de öldürmeyin! Şüphesiz ki Allah size çok merhametlidir. ” buyuruyor dedim. Biraz sustu. Sonra:

— Sen ona Allah’a itaat hususunda itaat, Allah’a isyan hususunda da isyan et! dedi.” (İmam Müslim, Kitabu-l Cihad, Emire itaatin fazileti babı)

İşte Rasûlullah’ın ﷺ, raiyye’nin (İslam Devleti fertlerinin) yükümlülükleri hususunda, nasıl davranılması gerektiğine dair sünnette varid olan hadisleri.

Hülasa;

Emirlere itaat hususunda kişiye düşen, velev ki zulme uğrasa bile Allah Subhanehu ona bir kapı açıncaya kadar başına gelen belaya sabretmesi ve ecrini Allah’tan ﷻ beklemesidir.

Peki, bundan sonra geriye kalan nedir!

 “Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır? O hâlde, nasıl oluyor da (Hak’tan) döndürülüyorsunuz?”

İlim ehli olduğunu, akide davasını güttüğünü söyleyen Ali’ler, Veliler, ve benzerleri ne oldu sizlere!

Velev ki Devlet akidesinde ve menhecinde değişiklik yaptıysa(ki böyle bir şey söz konusu değil), siz ilim ehline düşen, zalim sultanın karşısına çıkıp hakkı haykırmak değil miydi? Sizler değil miydiniz hak bildiğiniz şeyleri, kınayıcının kınamasından korkmadan söylemek üzere İmam’a beyat edenler. Ne çabuk döndünüz sözünüzden! Konuşmalarınızı daha cilalı göstermek üzere, her iki kelimenizden birisinin arasına cümlelerini eklediğiniz, ağızlarınıza isimlerini sakız yaptığınız o kıymetli selef âlimlerinin hayatlarından öğrendiğiniz, sıkışınca küfür beldelerini çağın Habeşistan’ı, tağut liderlerini ise çağın Necaşileri olarak görmek mi oldu! Ki onlar sizin bu düşüncelerinizden beridirler.

Selefin güzide imamları Ahmed b. Hanbel, Ebu Hanife, İmam Buhari, İbn-i Teymiyye ve İbn-i Kayyım ve diğerleri çağın zalim yöneticilerine ve sapkın akidelerine rağmen onların karşısına çıkıp hakkı haykırdılar ve birçoğu ömürlerini zindanlarda sonlandırdılar.

Abbasi’lerin ve Emevi’lerin zindanlarının duvarları nice selef imamının işkence altındaki çığlıkları ile yankılanmaktaydı. Buna rağmen, bizler onlardan hiç birinin çağlarının küfür ülkeleri olan Rumlara, Perslere yâda Budistlere ve benzerlerine kaçtıklarını ne duyduk, ne okuduk. Bilakis Facir de olsa, fasık da olsa o devlet imamlarının arakasında namaz kılmayı caiz gördüler ve ordularıyla beraber cihada çıktılar.

Heyhat nerede tertemiz hayatları ile selefin şerefli imamları, nerede bugünün ilim ehli olduğunu ilan eden ve kaç yıldır cihadın ve hicretin ortasında olmasına rağmen, bir gün bile ribat ve gazve noktalarının yakınından dahi geçmeyen hocalarınız!

Öyleyse, soruyorum sizlere; eğer uğrunda ölüm de dâhil olmak üzere hiç bir bedeli göze alamayacaksanız o akidenin, hangi yüzle kendinizi akide savunucusu olarak lanse ediyorsunuz. Allah ﷻ daha iyi biliyor ki sizler Rasûlullah’ın ﷺ  bahsettiği şu kimselerden başkası değilsiniz;

“Üç kişi vardır, kıyamet günü Allah onların ne yüzüne bakar, ne de onlarla konuşur, onların günahlarını da affetmez, onlara çok elim bir azap vardır: “. . . biri de dünyevî bir maksatla imama biat eden kimsedir. Öyle ki, istediğinden verilince itaat eder, verilmeyince itaati terk eder. “(İmam Müslim)

Ey amelin kabulü için ihlas ve sünnete uygunluk şartı olduğunu söyleyen, işte sünnet işte selef. . .

Bundan sonra, İslam Devleti’nden kaçan bir insan için geriye onu tekfir etmesinden başka hangi sebep kalır. Veyl olsun sizlere kendini ilim ehli zannedenler. Sizler bunu bile açıktan söyleyemeyecek kadar yüreksizsiniz. Bunun yerine saman altından su yürüttünüz, TC. deki adamlarınızla oyunlar oynadınız, internet sitelerinde kelime oyunu bol beyanatlar yayınladınız. Bununla insanlara “Biz tekfir etmiyoruz ama siz tekfir edin” oyununu oynadınız.

Kendiniz hakkında, İslam Devlet’inde şehit oldu diye yalanlar yaydınız, oysaki aynı günlerde, İslam Devlet’inde kendiniz gibi kalplerine ölüm korkusu düşmüş insanlar gibi hareket ediyordunuz;

“Hani onlardan bir grup, “Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin burada durmak imkânınız yok. Haydi, geri dönün” demişti. Onlardan bir başka grup da, “Evlerimiz açık (korumasız)” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı. ” (Ahzab 13)

Ve böylelerini toplayıp, İslam Devlet’inden kaçmanın yollarını aramaktaydınız. Nitekim kaçtınız da.

” (Hâl böyle iken) nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir 26)

Ey söylemleriyle kâfirlerin işini kolaylaştıranlar,

Ey; “İslam Devleti akidesini değiştirdi yaygarası yapanlar” işte uğurlarına Devleti’ni tekfir ettiğiniz adamlarınızın ve onların avanelerinin durumu budur. Ve işte sizler ve Hilafetiniz. İşte sünnet ve yükümlülükleriniz.

 “İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar. “ (İnsan 29)


Akide Değiştirme Meselesi

“Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu ‘etraflıca araştırın’. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz. “(Hucurat 6)

Ey İslam Devleti akidesini değiştirdi diyen kardeşim; sana soruyorum. Sizin öğrendiğiniz İslam hukukunda bir kimseyi idam etmeniz için, hakkında itham olması yeterli midir? Dininiz size, bir kimseye hakkında yapılan ithamı sormayı, ondan bu konuda savunma yapmasını, talep etmenizi emretmez mi?

İşitmek ve itaat etmek üzere beyat ettiğiniz Devleti’nize bağlılığınız, onun hakkında çıkan her yaygaraya kulak verip tekfir edecek veyahut menhec değiştirmekle suçlayacak kadar pamuk ipliğine mi bağlı?

“Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz?”(Saffat 154)

Sizlere düşen, en azından Devleti’niz hakkında bir şey duyduğunuzda onu başınızdaki emirlerinize iletmeniz değil miydi?

”Her ümmetten bir şahid ayırıp çıkardık da: “Kesin-kanıt (burhan)ınızı getirin” dedik. Artık öğrenmiş oldular ki, hak, gerçekten Allah’ındır ve düzüp uydurdukları kendilerinden uzaklaşıp, kaybolmuşlardır.’‘(Kasas 75)

Bizim için söylenen ortaya attıkları diğer mesele; “8 Eylül’de yeni kadı Ebu Abdurrahman Ez-Zerkavi’nin yayınladığı ve 17’sindeki akide için tevbe edildiği ve aşırılıktan dönüldüğünü beyan etmiştir. ” meselesine gelince;

Şimdi soruyorum sizlere, bu sözünün kaynağını araştırdınız mı? Bu birbirinden bağımsız ayrı ayrı zamanlarda yayınlanmış kimi genelge olarak, kimi ise Nebe gazetesinde makale olarak yayınlanan yazılardır. Ne yazık ki hakkımızda bilmeden müfteri hükmünde olanlar Devleti’niz hakkında insaf edip işin aslını sormadılar ama biz bunu sizlere aşağıda açıklayacağız inşallah.

Abdurrahman Zerkavi’nin yeni kadı olduğunu onlara kim söyledi? Yoksa Devlet’in görevlilerini onlar oradan tayin etmeye başladılar da, bizim burada haberimiz mi yok!

Abdurrahman Zerkavi’nin yeni kadı olduğu, apaçık bir yalandır. Ayrıca bazı müptezellerin ortaya attığı yaygaranın aksine, bu şeyhin yayınladığı genelgede akideye dair hiç bir şey geçmemektedir. O genelgede Hama’da muhasarada olan kardeşlere sabır ve sebat hususunda teşvik edici nasihatlerden başka hiç bir konu zikredilmemiştir.

“. . . ve 17’sindeki akide için tövbe edildiği ve aşırılıktan dönüldüğünü beyan etmiştir. . .” sözüne gelince;

Bu söz yine apaçık yalanlar ve iftiralar taşımaktadır. Zira akideden dönüldü diye söylediğiniz genelge ise Beyan Radyosu’nda şu sözler ile ifade edilmiştir;

“Bu radyo yayını bazı akide ve menheci meseleleri açıklamak içindir ki bu meseleler İslam Devleti askerleri ve devletin içinde veya dışında bulunan Müslümanlar arasında şüphe ve karışıklığa sebebiyet vermiştir. Bu karışıklığın sebebi ise; “Lecne Mufavvada” (Görevli Komisyon) tarafından “Helak olan artık açık bir şekilde helak olsun” ismiyle sadır olan ve içeriğindeki ilmi, menheci ve farklı manalara gelebilecek ibareler barındırdığı için tartışma ve ihtilaflara sebebiyet veren, yayını durdurulmuş ve askıya alınmış olan belgedir.

Bundan dolayı vakit kaybetmeden bu mevzu hakkında açıklama yapmak bizim için hem ihtiyaç olmuş hem de zaruri bir hal almıştır. Zira bu beyan İslam Devleti’nin kelimesini birlemek, askerlerinin kalplerini hak üzere birleştirmek ve sadece kâfirlerin saldırılarını bertaraf etmekle, İslam topraklarını ve İslam’ın şerefini müdafaa etmekle meşgul olmalarını sağlamak içindir. ”

İnsaf sahiplerine sorarım bu beyanatın neresinde, herhangi bir zamanda yayınlanan akide için tevbe edildiğine dair ifade vardır. Ayrıca nerede “aşırılıktan dönüldüğü” ifade edilmiştir.

İslam Devleti’nin akidesi ve menhecini beyan eden, Beyan Radyosu’nda yayınlanan sesli derslerin tercümelerini 6 derslik silsile olarak yayınlandı. Bizim akidemizi ve bize itham ettiğiniz diğer konuları tafsilatı ile bu derslerde bulacaksınız İnşallah.

Zira akidemizi daha henüz ne üzerinden itham ettiğinizi dahi bilmemektesiniz, ama halen onları okumadan, bizlere çeşitli ithamlar atmaya devam eder misiniz? Ama halen işitiyoruz ki sırf derslerin uzunluğundan dolayı bile okumadan bizlere iftiralarına devam eden beyinsizler zümresi var. Onlara Ebu Davud’da geçen, attığı iftiraya delil getirmeden Allah’ın ﷻ huzurundan ayrılmaz hadisini hatırlatarak, o zaman hesap vermek, bu dersleri okumadan iftiraya devam etmekten daha uzun olacaktır.

Devletin akidesini değiştirdiğini söyleyip sonra en samimiyetsiz halleri ile “Devlet para gönderirse, bacılara bakacaklarını” söyleyenler. Yuh olsun onlara ve onların inandığı akideye. Devlet akidesini değiştirdiyse, size göndereceği bacılarda akidesi değişmiş mürtedler değil midir?

Yoksa erkeklerini tekfir ettiğiniz bir topluluğun kadınlarını Müslüman mı görüyorsunuz? Eğer durum bu ise sizler kendi akidelerinize göre kâfirsiniz.

Bunun haricinde bir seçenek daha vardır ki; Bu “kadınları da tekfir edip onları cariyeler, devletin malını da ganimet olarak görmektir.” Bu ise ancak Rafızi kâfirlerinde gördüğümüz iğrençlikte bir inançtır. “Yuh olsun onlara ve akidelerine”

Şayet bu “Akide değişikliğinden maksadınız, tekfirlik bir mesele değil de, bir hata bir yanlış olduğu ise, hangi şer’i mazerete dayanarak beyatlerinizi çektiğinizi, itaat etmeyeceğinizi söylüyorsunuz!

Evet, haram olanda itaat yoktur. Peki, haram olmayanlar da, Rasûlullah’ın ﷺ sünnetine uyan davranış toptan beyati çekmek midir, yoksa haram olan konuda isyan etmek, geri kalan konularda ise itaat etmek midir?

Pek tabi eğer niyetiniz “Halife’ye, helal olanda itaat, haram olanda isyan” ise. Şayet niyetler başka bir şeye dönmüşse elbette ki ona, doğru ya da yanlış bir kılıf muhakkak bulunacaktır. Şeytan dahi Allah’a ﷻ başkaldırışına kendince bir sebep bulmuştu.

 ‘‘Yalnız İblis saygı ile eğilmemiş, “Hiç ben, çamur hâlinde yarattığın kimse için saygı ile eğilir miyim?” demişti. “ (İsra 61)

Hatta öyle ki kendisini nefsini “Nasihatçi” olarak vasıflandırıyordu.

 “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti. “ (Araf 21)

“Bu akide daha öncekilerden farklı olup ne Allah ﷻ onu kabul etsin Ebu Muhammed El-Adnani ne de Allah onu korusun Mü’minlerin emiri Ebubekir el Bağdadi’nin akidesidir.” ithamına gelince;

Subhanallah! Onlar Şeyh Adnani’yi -Allah ﷻ onu kabul etsin- ve Şeyh Bağdadi’yi -Allah ﷻ onu korusun- ne bilirler! Eğer iddiaların da doğru iseler, değiştiğini iddia ettiğiniz akidemiz ile Şeyhlerimizin akidesi diye bahsettiğiniz, akide arasındaki farkları ortaya koyun da, iddia sahibinin iddiasının doğruluğu ortaya çıksın.

Şayet onların akidesi diye, onlara yamadıkları kendi akideleri ise, onlar sizin bu iftiralarınızdan beridirler. Ve sizlere “İslam Devleti’nin akidesi değişti” diye haber getiren beyinsizler dostları ile baş başa kaldıklarında o iki güzide şeyhi de tekfir etmekteler. Bizler buna burada defalarca şahit olduk.

Ey Devlet aleyhine konuşup kafirlerden zarar görmeyenler; bizlere Allah ﷻ için şu sözlerin şer’an ne anlama geldiğini biraz açıklar mısınız?

” Bu akide daha öncekilerden farklı olup ne Allah ﷻ onu kabul etsin Ebu Muhammed el Adnani nede Allah ﷻ onu korusun müminleri emiri Ebubekir el Bağdadi’nin akidesidir bizler küfür ve şirk olmaması üzerine beyat ettik diyen”

1- Küfür ve şirk olmaması üzerine beyat ettin ve şuanda beyatini geri çektin, bu durumda akidemizde şirk ve küfür mü gördün?

2-Şayet mevcut akide! Halifenin -Allah ﷻ onu korusun- akidesi değilse, bu sözüne göre bu Devlet’in halifesi de o değildir.

Öyleyse, siz sağlam akide sahibi! Olup küfür beldelerinde oturanlar, biz bozuk akide sahipleri! Sizce burada, kadınlarımız, çocuklarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ile neyin savaşını veriyoruz!

Ne için ölüp, ne için öldürüyoruz!

Bilmelisiniz ki!

Canlarımız ve ırzlarımız, bozuk bir akideye feda edemeyecek kadar değerlidir yanlarımızda,

Canların ve ırzların kalmaz değerleri ancak, Rahman ve Rahim olana sunulduğunda. . .

Ya İlahi! Sebat isteriz düşmanla karşılaşma anında

Çelik mermiler ruhları bedenlerden ayırdığında,

Bombaların ağırlığı tonlarla tartıldığında,

Kanatmaz yüreğimi, öz kardeşlerimin acı sözleri kadar,

Şikâyetim sanadır, ey merhametlilerin en merhametlisi

Kardeşlerim beni tek bıraktığında. . .


“Eğer savaşa çıkmak isteselerdi her halde onun için bir hazırlık yaparlardı. Ancak Allah gönderilmelerini çirkin gördü ayaklarını doladı sizde oturanlarla beraber oturun dedi.”(Tevbe 46)

Bu ayet münafıklar ile ilgili inmiştir. İçlerinden bazılarınızın, inşallah ben münafıklıktan uzak kalıp önceden hazırlık yaptığım gibi yine yapmacam ve inşallah en kısa zamanda hak ortaya çıkar” Sözlerinize ve fikirlerinize gelince;

-Ey cahilce ibadet edip şeytana maskara olanlar; Selefin yolundan, amelin Rasûlullah’ın ﷺ sünnetine uygun olması gerektiğinden bahseden sizler, konu kendi nefsiniz olunca ayetlerden kendi kendinize hükümler çıkarmaya, oturanlarla beraber oturma hususunda fetvalar vermeye mi başladınız!

Subhanallah kendine delil olarak verdiğiniz ayet sizin aleyhinize şahitlik etmekte. Amelin kabulünde sünnete uygun olması gerektiğini söyleyen sen, cihad edenlere katılmayıp yerinde oturmayı, sünnete daha mı uygun buldun!

Cihad eden bir topluluk varken, onların dışında Allah’ın ﷻ şeriatını uygulayan başka bir topluluk yokken, bu topluluktan geri kalmanı sana Rasûlullah’ın -aleyhisselam- hangi sözü, uygulaması ya da ikrarı emrediyor.

Ey oturanlar, etrafınız yığınla kâfir ve müşrik ve mürtedle dolu olduğuna göre, Hilafete olan beyatinizi de geri çektiğinize ve buna binaen herhangi bir siyasetin de olmadığına göre, o kâfir ve mürtedlere amel etme hususundaki engelin kalmamış olması gerekir. Umarım bu hazırlığın bir ömür sürüp de, Allah Subhanehu’nun “oturanlarla beraber oturun” buyruğuna muhatap olmazsınız. Sözlerinizde sadıksanız her gün kâfirleri öldürmeniz gerekmektedir. Eğer bunu yapmazsanız iddianızda yalancılarsınız. Ama bizler sizleri öldürmeniz gereken kâfirlerden eman dilerken görmekteyiz.

Allah Rasulü ﷺ ; “Ümmetimden bir grup cihad etmeye devam edecektir” buyurmakta. Cihad edenleri kendi ümmetinden sayan Rasûlullah ﷺ , oturanların adını dahi ağzına almamakta. Bu durumda siz yerinde oturanlar ve buna kılıflar bulanlar, Allah ﷻ yolunda cihad eden ve O’nun şeriatını uygulayanlardan daha mı doğru yolda olduğunuzu söylemektesiniz!

 “Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. “ (Nisa 95)

Ebu Hureyre anlatıyor: “Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’tan bir gün sordular:

“- Ey Allah’ın Rasulü! Allah yolunda yapılan cihada hangi amel denk olur?”

“- (Başka bir amelle), ona güç getiremezsiniz!”

Soruyu soranlar ikinci ve hatta üçüncü sefer tekrar sordular. Rasûlullah her seferinde aynı cevabı verip:

“- “ona güç getiremezsiniz!” dedi ve sonra şunu ilâve etti:

“- Allah yolundaki mücahidin misali (gündüzleri ve geceleri hiç ara vermeden oruç tutup, namaz kılan, Allah’ın ayetlerine de itaatkâr olan ve Allah yolundaki Mücahid, cihaddan dönünceye kadar namaz ve oruçtan hiç gevşemeyen kimse gibidir. “(Buhari, Müslim, Tirmizi)

Sorarım sizlere doğruya iletilmeye kimler daha layıktır?

Süfyan bin Uyeyne ve onun gibi ilim ehli olan Ahmed bin Hanbel ve Abdullah bin Mübarek şu sözü söylerdi: “İnsanlar ihtilaf ettiğinde sana düşen suğur ehlinin (cephe hattındaki Mücahidlerin) üzerinde olduklarıdır.”

Allah Subhanehu şöyle buyuruyor;

“Bizim uğrumuzda cihad edenler var ya, biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz. “ (Ankebut 69)

Ey kâfire bir taş bile atmayanlar, siz bir ayete dayanarak bırak cihad etmeyi, yaptığın bir iki basit hazırlıkla kendi nefsini nifaktan kurtardığına inanıyorsun da, faziletleri onlarca ayette ve yüzlerce hadiste zikredilerek bitirilemeyen ve burada bombaların uçakların altında bıkmadan usanmadan cihad eden Mücahidleri hangi vicdan, hangi insafla akidesiz olmakla suçluyorsun! Bu ne insafsızca bir tutumdur!

Ey okudukları akide kitaplarının ve risalelerin, yanlarında rakamsal fazlalıktan başka bir değeri olmayanlar, sizler okuduğunuz kitapların sayısının fazlalığı ile övünürken, bizler burada nasıl yaşanacağına dair hiç bir fikrinizin olmadığı o akidemizin değerini bu toprakların damarlarını kanları ile sulayan yiğitlerimizin sayısı ile ölçüyoruz.

Ey okudukları akidenin bedenlerinde “Dil” denilen et parçasından başka hiç bir şeye etkisi olmayan kimseler, bu nasıl bir akidedir ki hayatınızı baştan aşağı değiştirmesi gerekirken, etkisi sadece dillerinizde görülür olmuş.

“Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını, Allah’a ve âhiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse (lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola erdirmez. ”(Tevbe 19)

“Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Ali İmran 142)

Son olarak, Allah Subhanehu şöyle buyurmaktadır;

 “O kullarım ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. . İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir. “(Zümer 18)

Ey Müslümanlar, Ey Kavmimiz, Devlet’iniz ilk kurulduğu gün ki akidesi ve menheci üzeredir. O, Zerkavi, Ömer El-Bağdadi, Muhaciri, Enes Eş-Şami, Meysera Ğaribi, Adnani ve Anbari’nin -Allah onları kabul etsin- yolu üzeredir. Akidesinden ve menhecinden hiç bir şey değiştirmemiştir. Devleti’niz ilk kurulduğu günden beri yeryüzü tağutlarını tekfir etmiş ve onlara ve avanelerine karşı en amansız cihadı vermekte ve onları Allah Subhanehu’nun emri gereği, onları bulduğu yerde öldürmekte, yakalamakta, muhasaraya almakta ve onlar için bütün gözetleme noktalarına oturmaktadır.

Devleti’nizin hak üzere olduğunu anlamanız için, sadece ona karşı kurulan koalisyonlara ve bu devletlerin kimler olduğuna bakmanız yeterlidir. Öyle ki bugün bu koalisyonlara giren ülkelerin sayısının öyle çok ki, adlarını dahi bilmediğimiz ülkelerin fabrikalarında üretilen bombalarla vurulmakta, onların uçakları karşı savaşmaktayız. Hasbunallah ve nimel vekil.

Ey Kardeşlerim;

Son olarak, bizler sizleri İslam Devlet’ini akidesini değiştirmek gibi büyük bir hatadan ve Mü’minlerin emirine olan beyatinizi şer’i bir mazeretiniz olmaksızın çekme günahından dönmenizi öğütlüyoruz. Bu zorluk günlerinde Devlet’inizin saflarını terk etmemenizi ve kardeşlerinizle beraber küfür topluluklarına karşı omuz omuza verip bu mübarek cihad ve hicret kervanından geri kalmamanızı nasihat ediyoruz.

Eğer bunu da yapmayacaksanız, bari dillerinizi bizden çekin ki, kuvvetimizi sizlere değil, küfür topluluklarına ve riddet ehline harcayalım.

Sizlere diyorum ki, gözlerinizi iyi açıp vakıaya iyi bakın. Sizler orada müşrikleri tekfir edersiniz, bizler hem tekfir eder hem onların kanlarını akıtırız. Sizler Rafızileri tekfir edersiniz bizler tekfir eder ve öldürürüz. Sizler azgın ve mulhidlerin İslam dışında olduğunu söylersiniz, bizler söylemekle kalmaz onları öldürürüz. Sizler bir şahsın İslam’dan sonra küfre düştüğüne hükmeder onu bırakırsınız, bizler hükmedersek onu öldürürüz. Şimdi bu vakıayı görün ve aklıselim düşünün. Bu meselede sizler mi hassassınız yoksa bizler mi? Biz, şeriat bir şahsı tekfir ederse onun yaşamasına da izin vermeyiz. Biz bu özelliğimizle vallahi hepinizden ayrıyız.

Selefden nakledilen bir kıssa da, Tabiinden biri, bir adamı Mücahidler hakkında konuşurken gördü ve ona sordu; “Doğu’da ya da batı da cihad ettin mi?” Adam, -Hayır, dedi.  -Güneyde veya Kuzeyde cihad ettin mi? Adam yine “Hayır” dedi. Bunun üzerine âlim o adama, -Doğu, Batı, Güney ve Kuzeyde kâfirler elinden eminler, bari sus da Müslümanlar dilinden emin olsunlar. !

Dualarımızın sonunda, Hamd âlemlerin Rabb’i olan Allah’adır.

Ebu Ğureyb Eş-Şami

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İdrak Medya'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2020 İDRAK MEDYA