İdrak Haber

Kafileye Katıl

Kafileye Katıl
27 Kasım 2020 - 19:56

Kafileye Katıl

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Şeyh Ebu Musab Ez-Zerkavi’nin (Allah ona rahmet etsin)

“Kafileye Katıl”

İsimli Konuşmasından

12 Zilkade 1424/ 4 Ocak 2004

Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamdediyor, O’ndan yardım diliyor ve O’na istiğfar ediyoruz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden Allah’a sığınıyoruz. Allah kimi doğru yola iletirse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur.

Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Mesajı iletmiş, emaneti yerine getirmiş, ümmete nasihat etmiş, ümmeti gecesi gündüz gibi apaçık bir delil (din) üzere bırakmıştır. Ondan ancak helak olacak kişi sapar.

“Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.” (Al-i İmran Suresi, 102)

“Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah’tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir.” (Nisa Suresi, 1)

“Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sözü doğru söyleyin. Ki O ( Allah), amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse, artık o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur.” (Ahzap Suresi, 70-71)

Ve sonra:

Allah dağılanları, bir daha asla bir araya gelemeyecekleri sanıldıktan sonra toplayabilir menhec kardeşleri, yol arkadaşları ve can dostlarına:

Size hitap ederken beni özlem yönlendiriyor, buluşma ümidi itiyor; Allah bizleri yeniden birleştirsin, topluluğu tekrar Allah’a itaat ve Allah yolunda cihad üzere bir araya getirsin.

Size hitap ederken eski sevgi bağına yeniden ulaşacağınız ve geçmişteki kardeşlik binasını onaracağınız günü bekliyorum.

Size onaylayanların azalmasının, destekleyenlerin az bulunur hale gelmesinin, yaraların artmasının, zorlukların iyice çoğalmasının, ölümün öncü süvarilerden, örnek kahramanlardan birçoğunu yakalamasının ardından hitap ediyorum. Allah, bizleri (ölümümüzü) ise ancak kendisinin bildiği bir hikmetle geciktirmiş bulunmaktadır.

Bizler tağutların boğazlarında bir düğüm, zalimlerin boyunlarına musallat olmuş bir kılıç, İslam’ı koruyan İslam askerleri olarak kalmaya devam edeceğimize, Allah yolunda zoru kolay, Allah bu dine zafer verene ya da uğrunda ölene kadar canlarımızı ucuz göreceğimize dair hem Allahu Teâlâ’ya hem de sizlere söz veriyoruz.

Size acıyarak, nasihat ederek, üzülerek, sizler gibilerinin kafileye katılmaktan geri kalmasına şaşarak hitap ediyorum. Bazılarınız kendilerini hayat alıkoyduğu için gecikiyor. Topluluğunuza cihad ağır geliyor. Oysa haçlılar size geldi ve atlıları ve yayalarıyla sizin üstünüze yaygarayı kopardı, sizi tek bir yaydan fırlattı.

Mazideki konuşmalar, gece sohbetleri, günlerin yaraları, cihadı, muhabbeti ve hurileri özleyenlerin ahları nerede?!

Kendiniz için kötü örneğe razı mısınız?!

Allahu Teala şöyle buyuruyor: “Kendilerine; “Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin” denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah’tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: “Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?” dediler. De ki: “Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz ‘bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar’ bile haksızlığa uğratılmayacaksınız. Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile.” (Nisa Suresi, 77-78).

İşte Amerika tüm güçleriyle geldi. Övünmesi ve kibirlenmesiyle ilerledi; Allah’a ve Resulü’ne başkaldırıyor. Nerede cesur aslanlar? Nerede meydanların süvarileri, tevhid kahramanları ve akide adamları?

“O: “Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?” demişti. “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)” demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.” (Bakara Suresi, 246)

İmamlarımız eskiden şöyle demişlerdir: “Eğer makamını bilmek istiyorsan, Hakk’ın seni ne ile görevlendirdiğine bak.” Allah’ın kendilerini cihad, düşmanlara zarar verme ve onlara karşı teşvik etme makamında görevlendirdiklerine ne mutlu!

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Artık sen Allah yolunda savaş, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü’minleri hazırlayıp-teşvik et. Umulur ki Allah, küfredenlerin ağır-baskılarını geri püskürtür. Allah, ‘kahredici baskısıyla’ daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.” (Nisa Suresi, 84).

Enfal Suresi’nin 65. ayetinde de şöyle buyuruyor: “Ey Peygamber, mü’minleri savaşa karşı hazırlayıp teşvik et.”

Ayrıca şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler, sizi acı bir azabdan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi? Allah’a ve O’nun Resulü’ne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz. O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte ‘büyük mutluluk ve kurtuluş’ budur. Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah’tan ‘yardım ve zafer (nusret)’ ve yakın bir fetih. Mü’minleri müjdele.” (Saf Suresi, 10-13).

İbn Mace’nin Kureyb’den tahriç ettiği hadiste Kureyb, Usame bin Zeyd’in şöyle derken duyduğunu söyler: “Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “(İçinizde) cennet için çabalayıp gayret edecek kimse yok mu? Şüphesiz, cennete denk hiç bir şey yoktur. Kâ’be’nin Rabbine yemin ederim ki, cennet, güzel, sağlam ve yüksek saraylarda, yüz parlaklığı ve mutluluk – refah içinde sonsuza dek devamlı kalınacak, parlayan nur, (rüzgâr esintisiyle) sallanıp dalgalanan güzel kokulu yeşillik, sağlam köşk, akan nehir, olgunlaşmış bol meyve, (huyu) beğenilen ve (şeklen) güzel hanım ve çok giysiden ibarettir. Sahabeler: Cennet için çabalayıp gayret edenler bizleriz, ya Resulallah, de­diler. O: İnşaallah deyiniz, buyurdu. Onlar da “inşallah” dediler. Sonra cihad etmeyi anlatarak (sahabeleri) ona teşvik etti.” (Sünen İbn-i Mace Hadis No:4332)

Mevkuf olarak Ali’den (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Kim kardeşini cihada teşvik ederse ona onun gibi ecir ve bu yolda attığı her adımda bir sene ibadet sevabı vardır.”

Cihadın izlerinin silinip ortadan kalkması, insanlar arasında nurunun sönmesi, aylı iken gecesinin kararması, aydınlık iken günlerinin karanlık olması, dalları yapraklıyken bu yaprakların soluvermesi, parlak iken güzelliğinin sönmesi, kapılarının kapanıp da çalınmaz hale gelmesi, sebeplerine sarılınmaz duruma gelinmesi, atlarının bağlanıp koşturulmaması, aslanlarının yatıp da kalkmaması, alçak kâfir ellerin Müslümanlara uzanıp da tutulmaması, kılıçların din düşmanlarından çekilip sükûnet ve güvenin olduğu yöne çevrilmesi, topluluğun bunlara sessiz kalıp da iman ehline karşı haykırması, nişanlayanların bulunmaması nedeniyle şehadet gelinlerinin eşsiz kalması, insanların sanki muhatabı değillermiş gibi cihadı ihmal etmeleri bizi üzdü ve kalplerimizi yaraladı.

Gücünü ve kudretini cihaddan başka yöne çeviren ya da cihadı istemeyip de geçici dünya nimetlerine bağlanan veya öldürülme korkusundan onu terk eden ya da cimrilik ve hırsından infakta bulunmak istemediği için ondan yüz çeviren veya ondaki büyük sevabı bilmeyen ya da ahiret hayatı yerine ona razı olandan başka kimseyi bulamıyoruz. “Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır.” (Tevbe Suresi, 38).

Ey akide kardeşleri!

Hak ehli olduğunuz halde mazeretiniz nedir? Ey dürüstlük ehli sizi geride bıraktıran nedir? Aile, çocuklar ve evler mi? Oysa Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resulü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 24).

El-Meşari’in yazarı şöyle demektedir: “Bu yüce ayette içinde aile ve kâfi derecede mal bulunana (dünyaya) dayanıp, cihaddan yüz çevirip terk edenlere uyarı, korkutma ve tehdit vardır. Ey basiret sahipleri dikkat edin.”

Allahu Teala şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman, yer(iniz)de çakılıp kaldınız? Ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır.” (Tevbe Suresi, 38).

Kurtubi şöyle der: “Bu, cihadı terk etmeyi kınama ve (cihada) çıkmaya girişme yerine geride kalmayı paylamadır.” Ve “çakılıp kaldınız” (Tevbe Suresi, 38) kavli de yani dünyanın nimetlerine ya da dünyada kalmaya çakılıp kaldınız manasındadır. (Kurtubi Tefsiri, Clt:8 Sf:140)

Allahu Teala şöyle buyuruyor: “Allah’ın Resulüne muhalefet etmek için geri kalanlar (sefere çıkmayıp) oturmaları ile sevindiler; mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler; “bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır!” Keşke anlasalardı! Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar! Eğer Allah seni onlardan bir gurubun yanına döndürür de (Tebük seferinden Medine’ye döner de başka bir savaşa seninle beraber) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: Benimle beraber asla çıkmayacaksınız ve düşmana karşı benimle beraber asla savaşmayacaksınız! Çünkü siz birinci defa (Tebük seferinde) yerinizde kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber oturun!

Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve Resulünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.” (Tevbe Suresi, 81-84).

Ey Allah kendisine rahmet edesice! Cihaddan geri kalıp oturana, bu yolda infak etmekten nefret edene yönelik bu şiddetli tehdide ve şiddetli utanca ve acıklı sonuca bir bak!

Bunun pek çirkin bir fiil ve acıklı bir tehdit olmasının yanı sıra her ne kadar bu ayetler hususi olarak belli insanlar hakkında inmiş olsa da onların yaptığını yapan, onların geride kaldığı gibi vacip olan cihaddan geri kalanlara da korkutma ve tehdit içermektedir. Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur. Bundan daha büyük umut kırıklığı olabilir mi? Allah’tan sakının! O’nun emrine uymayanlara karşı tuzağı konusunda dikkatli olun!

Meşeri’in yazarı (Allah ona rahmet etsin) şöyle demektedir: “Ey üzerine farz kılınan cihaddan yüz çeviren ve başarı, isabet yolundan sapan kimse! Sen kovulma ve uzaklaştırılmaya maruz kaldın ve vallahi murada erme mutluluğundan mahrum bırakıldın.

Duygularımı ifade edecek kelime bulamıyorum! Savaştan ve kahramanların savaşlarına katılmaktan uzak durmanın, Allah yolunda canını ve malını vermekte cimrilik etmenin sebebi; uzun vadeli ümitler ya da ecelin hücum etmesi veya aileden sevilen bir kişiden, paradan veya evlattan, hizmetçiden, çocuklardan veya bir kardeşten, şefkatli bir yakından ya da cömert bir dosttan veya samimi bir arkadaştan ayrılma korkusu veya güzel bir eşe duyulan sevgi veya erişilmez bir mevki ya da yüksek bir makam ya da yüksek bir saray veya geniş bir gölgelik ya da güzel bir elbise ya da lezzetli bir yemekten başka bir şey midir?

Seni cihaddan alıkoyan, kulların rabbinden uzaklaştıran bunlardan başka bir şey değildir.

Vallahi ey kardeşim senin bu yaptığın güzel bir şey değildir. Allahu Teala’nın şu kavlini duymaz mısın: Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman, yer(iniz)de çakılıp kaldınız? Ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır.” (Tevbe Suresi, 38).

Sana sunduğum delillere kulak ver, önüne konulan açık delilleri dinle ve bil ki seni cihaddan geride bıraktıran mahrum bırakılmandan başka bir şey değildir, gecikmenin sebebi ancak nefsin ve şeytandır.

Uzun vadeli umutlara itimat edip ecelin gelip çatmasından korkmana, gelmesi kaçınılmaz olan ölümden sakınmana, boyunca yürümen gereken yoldan tedirgin olmana gelince; vallahi atılmak atılanların ömründen bir şey eksiltmediği gibi uzak kalmak da gecikenlerin ömrünü uzatmıyor.

Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler (tam zamanında çökerler.)” ( A’raf Suresi, 34)

“Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut Suresi, 57)

Ey büyülenmiş! Ölümün sarhoşluğu var! Ruhun çıkışının korkusu şiddetli ama siz bunu hissetmiyorsunuz. Kabirde azap var ve bu azaptan ancak salih kimseler kurtulacak. Kabirde ayrıca şaşırtıcı iki meleğin sorgusu var: “Allah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini yapar.” (İbrahim Suresi, 27).

Bunun ardından ise büyük tehlike! Ya mutlu olarak kalıcı nimete ya da bedbaht olarak cehennem azabına!

Şehit bunların hepsinden güvendedir. Bu tehlikelerin hiçbirinden korkmaz. Zira Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:“Şehid, öldürülme acısını ancak birinizin çimdikleme acısını his­setmesi gibi hisseder.” (Tirmizi Hadis No:1668; Musned Ahmed Bin Hanbel Hadis No:7953)

Yazının devamı gelecek inşaAllah…

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İdrak Medya'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2020 İDRAK MEDYA