İdrak Haber

Kâfirlerin Karanlığı, Muvahidlerin İntikamı: Allah’ın Askeri Korona

Kâfirlerin Karanlığı, Muvahidlerin İntikamı: Allah’ın Askeri Korona
Ebu Samir El-Kureyşi
Ebu Samir El-Kureyşi( [email protected] )
09 Nisan 2020 - 19:47

Kâfirlerin Karanlığı, Muvahidlerin İntikamı: Allah’ın Askeri Korona

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salât ve selâm âlemlere kılıçla rahmet olarak gönderilen Muhammed ﷺ’e, âline ve ashabına olsun.

Bundan sonra;

Allah ﷻ tarih boyunca kendisine şirk koşmuş toplulukları Peygamberlerin risaletleri ve belirli uyarıların ardından helak etmiş, onların yerine bir benzerlerini getirerek ibadetin yalnızca kendisine has kılınmasını emretmiş, aksi halde önceki ümmetlerin başlarına gelenlerin kendilerinin de başlarına geleceğini vadetmiştir.

Nitekim Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Allah, onları yerle bir etti. O kâfirler için de bunun bir benzeri vardır.” (Muhammed, 10)

Ve yine şöyle buyurmuştur: “Onları biz yarattık ve bağlarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz zaman onları benzerleriyle değiştiririz.” (İnsan, 28)

Helak olanların yerine gelen topluluklar her ne kadar bir dönem hak üzerine sebat etmiş olsalar da hakir olan şeytan tarafından tekrardan yoldan saptırılmış ve Rabbine düşman kesilmişlerdir. Ayrıca onların özellikleri hep aynıdır.

Nitekim Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “Sonra kötülüğün yerine iyiliği getirdik. Ne var ki anlayışlarını yitirdiler: ‘Sıkıntı ve refah atalarımıza da dokunmuştu’ dediler. Bunun üzerine, haberleri olmadan onları ansızın yakaladık.” (Araf, 95)

Dikkat edilmesi gereken en önemli husus ise şudur; Allah ﷻ kavimleri helak ederken, kimisini ölçüde eksiklik yaptığı, kimisini yollara oturup zorbalık yaptığı, kimisini insanlara zalimlik yaptığı, kimisini kadınları bırakıp erkeklere yanaştığı ve kimisini de Allah’ı bırakıp putlara yalvardığı, onları tazim ettiği ve onları Allah’a ortak koştuğu için helak etmiştir.

Yani önceki topluluklardan bir topluluk helak edilirken işledikleri bir cürüm sebebi ile helak oldular. Bugüne bakıldığı zaman ise, dünya üzerinde yukarda zikrettiğimiz cürümlerin tümü ve çok daha fazlası aynı anda işlenmekte. Bu da bize Allah’ın sünnetinin tekrarlanmasının ve yeryüzünde bu cürümleri işleyenlerin korkunç bir şekilde helak olmasının hiç de uzak olmadığını göstermektedir.

Nitekim Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “Hepsini günahlarıyla yakaladık. Onlardan kimine çılgın bir fırtına gönderdik, kimini korkunç bir sesle yakaladık, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de boğduk. Onlara zulmeden Allah değildi; onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.” (Ankebut, 40)

Ve yine şöyle buyurmaktadır: “Ayetlerimizi (vahiy ve mucizelerimizi) yalanladılar ve Allah da onları suçüstü yakaladı. Allah’ın cezalandırması şiddetlidir.” (Âl-i İmran, 11)

Ve yine şöyle buyurmaktadır: “Rablerinin elçisine isyan ettiler. Bunun sonucu olarak da onları şiddeti gittikçe artan bir biçimde yakalamıştı.” (Hakka, 10)

Ve yine şöyle buyurmaktadır: “Kendilerine iletilen mesajı unuttuklarında kendilerine her şeyin kapısını ardına kadar açtık. Kendilerine verilenlerle şımarınca onları ansızın yakaladık ve böylece şaşkın ve umutsuz kaldılar.” (En’am, 44)

Ve yine şöyle buyurmuştur: “Ülkelerin halkları inanıp erdemli davransalardı, göklerden ve yerden üzerlerine bolluk kapısını açardık. Ama yalanladılar ve bunun üzerine kazandıklarıyla birlikte onları yakaladık.” (Araf, 96)

Ve yine şöyle buyurmuştur: “Derken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için (hayır ve huzurdan uzaklık ve) yıkım olsun. (Kahredilsin!).” (Mü’minun, 41)

 Ve yine şöyle buyurmuştur: “Onlar, zulüm işlemektelerken, ülkeleri (veya nesilleri) yakaladığı zaman… Rabbinin yakalaması işte böyledir. Gerçekten O’nun yakalaması pek acı, pek şiddetlidir.” (Hud, 102)

Günümüze baktığımız da ise Allah’ın lütfuyla bugün dünya üzerindeki kâfir ve mürted toplulukları ve onların düzenlerini yerle bir eden, onları dağıtan ve birbirlerine düşman eden ve tek başına bir ordu görevi gören koronavirüsün, Allah’ın insanları büyük günün azabından önce uyarması için gönderdiğini anlamak o kadar da zor olmasa gerek.

Lakin buna rağmen kibrinden ve cahilliğinden taviz vermeyen beyinsiz insanlar bu gerçeği görmezden gelmekte, bunların hepsinin sona ereceğini ve eski hayatlarına ve küfür yaşantılarına döneceklerini, işledikleri cürümleri daha da azgınlaşarak işleyeceklerini beyan edip durmaktadırlar.

İşte onlar gözümüzün önünde sosyal medyada dışarıya çıktıkları ilk fırsatta hemen zina yapacaklarını, alkol alacaklarını ve Allah’a şirk koşacaklarını yazıp durmaktadırlar.

Fakat heyhat ki heyhat! Ne kadar da aldanmaktadırlar. Kendilerine uyarı gelmişlerin sabahının ne kadar acı olacağını Allah ﷻ şöyle anlatmaktadır: “Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp korkutulanların sabahı ne kötü olur.” (Saffat, 177)

Bütün bunların yanında Allah’a ve O’nun yeryüzündeki Muvahhid kullarına karşı büyüklenen ve onlara ellerindeki bütün imkânlarla zulmeden haçlılar ve onların dostları bu virüsün Allah’tan gelen bir intikam olduğunu bilmekte aciz kaldılar. Uzun yıllardır Irak, Afganistan ve Şam başta olmak üzere Müslümanların kanını sudan ucuz sayan haçlıların ve dostlarının zulümleri son yıllarda Musul ile Halep ile Rakka ile ve son olarak da bundan tam bir yıl önce Bağuz’da zirveye çıkmıştı. Öyle ki onlar Müslümanları küçük bir kara parçasına sıkıştırıp çoktan zafer naraları atmaya başlamışlardı. Canları boğazlarına gelen Müslümanlar ise yalnızca onları yaratan ve yeryüzünde kendi hükmü ile hükmedilmesini emreden Allah Azze ve Celle’ye tevekkül etmiş O’nun yardımından asla umutlarını kesmemişlerdi. Nasıl kessinler ki?

“… Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yûsuf, 87)

Fakat aylardır süren ve Bağuz’da noktalanan kuşatma öylesine şiddetli ve can yakıcıydı ki Muvahhidler Allah’a için için yalvarıyordu. Onların durumu Rasûlullah’ın ashabına ne kadar da benziyordu. Öyle ki kendileri de öncekiler gibi sınanacaklarını biliyordu. Zira Allah Azze ve Celle şöyle haber vermişti:

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber olan Mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara, 214)

Öncekiler gibi imtihan edilip sarılacaklarını onlara haber veren Allah Azze ve Celle aynı ayet-i kerimede yardımının da çok yakın olduğunu haber vermişti. İşte bütün bu zulme ve işkencelere sabreden Muvahhidler Allah’ın yardımından öylesine emindi ki o durumda bile video çekip haçın taşıyıcısı ABD’yi Allah’ın Muvahhidlere yardımıyla, kâfirlere ise azabıyla tehdit edebiliyorlardı. Sofralarında günde bir öğün zor buldukları bazen onu da bulamadıkları kuru bir makarna ile hayatlarını sürdüren Muvahhidler bir an bile umutsuzluğa kapılmadılar, Allah’ın yardımından ümit kesmediler. Onlarla alay eden ve kendilerine yardıma gelen ABD uçakları için “bizim ilahımız geldi, sizin ilahınız nerede?” diyecek kadar haddi aşan ateist PKK’lılar ve onların sahipleri haçlılar ise, bu davayı yeryüzünden tamamen sildiklerinden emin bir şekilde zafer naraları atıyorlardı. Zira televizyonlarda boy gösteren ahmak Trump “IŞİD yüzde yüz yenildi ve ellerindeki bütün toprakları aldık” gibi açıklamalar yapıyordu.

Ve o gün geldi… Haçlı ABD uçakları o güne kadar benzeri görülmemiş bir vahşetle gece gökyüzünü aydınlatan fosfor bombaları ile Müslümanları diri diri yaktı ve nefeslerini keserek onları boğdu. Birkaç gece içinde binlerce Muvahhid destan toprakları Bağuz’da insanlık dışı bir şekilde fosfor bombaları ile katledildi. Bütün dünya ise sessizdi. Kendi topraklarında düzenlenen bir saldırıda 3-5 kişi öldüğü zaman bütün dünyayı ayağa kaldıran Batı medyası binlerce kişinin birkaç gecede fosfor bombaları ile katledilmesine sağır ve dilsiz kesildi.

Ama unuttukları bir şey vardı. Katlettikleri Muvahhidlerin iman ettiği Allah Azze ve Celle her şeyi hakkıyla gören ve işitendi. Vahşet öyle bir boyuta ulaştı ki İslam Devleti ile verdikleri amansız savaşta kendilerine destek olan bazı mürted gruplar dahi o kadarına dayanamayıp peş peşe açıklamalar yaptı.

Bu şiddetli katliamın üzerinden tam bir yıl geçti ve şimdi dünyadaki manzaraya baktığımız zaman olduğumuz yerde çöküp Allah’a secde etmek için birbirimizle yarışıyoruz. Öyle ki haçlıların bombardımanı sonucu öldürülen Müslümanların sayısını hesaplamaya ve tartışmaya alışmış dünya, bugünlerde haçlıların ve onların yardımcısı mürtedlerin diyarlarındaki ölü ve enfekte sayısını hesaplamakta zorlanıyorlar. İntikam sahibi olan şanı yüce Allah, kendi kelimesi yüce olsun diye savaşan Muvahhid kullarını katleden ve buna seyirci kalan dünyaya öyle bir bela verdi ki onu gözle göremiyor kulaklarıyla işitemiyorlar, burunlarıyla koklayamıyorlar. Şanı yüce olan Allah kendi yolunda savaşanları katledip cesetlerini iş makineleri ile sürükleyenlere öyle bir ceza verdi ki şimdi kendi ülkelerinde ölenleri gömecek yer bulamıyorlar. Şanı yüce olan Allah onlara öyle bir karşılık verdi ki öldürdükleri gibi ama sessizce ölüyorlar. Zira fosfor bombasından çıkan gaz direk ciğerlere hücum ederek maruz kalan kişiyi boğuyor ve içten dışa doğru vücudunu yakıyor. Ne şaşılacak şey ki koronavirüs de bulaştığı kişilerde ilk olarak ciğerlere hücum ediyor ve enfekte olan kişiyi ateşler içinde boğarak öldürüyor. Evet, işte Allah’ın yakalaması ve intikam alması böyledir. Allah Azze ve Celle Muvahhid kullarına karşı birlik olup vahşi bir savaş veren haçlılardan ve buna razı olan dünyadan öyle bir intikam alıyor ki kurdukları birlikler, yaptıkları ittifaklar ve oluşturdukları koalisyonlar basit bir tıbbi malzeme yüzünden yerle bir oluyor ve birbirlerine düşüyorlar. Şanı yüce olan Allah zalimleri öyle bir yakaladı ki, kendisiyle övündükleri ve büyüklendikleri demirleri ve araçları onlara hiçbir fayda sağlamadı.

Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:

“Şüphe yok ki, inkâr edenler mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklardır. Sonra bu mallar onlara bir iç acısı olacak, sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. İnkâr edenler toplanıp cehenneme sürüleceklerdir.” (Enfal, 36)

İşte ey müstekbir ve bir sıvıdan yaratılmış olan insan! Seni Rabbine karşı ne aldattı da âlemlerin Rabbi olan Allah’a boyun eğmek sana zor geldi?

O ki yeri ve göğü yarattı, onları birbirinden ayırdı, seni bir sıvıdan sonra alaka çevirdi de daha sonra seni geliştirdi ve insan olarak yeryüzüne halife kıldı. Ve senden Rabbi olduğuna dair kesin bir söz aldı. Bunca hakikate rağmen hala inkârın üzerinde sebat mı edeceksin?

Yoksa sen, yerin seni yutmasını veya üzerine gökten bir azabın gelmesini mi bekliyorsun? Sana diyoruz ki, bir an önce tevbe et ve merhametlerin en merhametlisi olan Allah’a yönel. Ona hiçbir şeyi ortak koşmadan buyruğu altına gir. Bu hal üzerine yaşa ve sebat et. Umulur ki karanlıktan sonra Allah yollarını aydınlatır.

Allah’ım seni birleyen, senden başkasını Rab olarak kabul etmeyen, yaşamı, ölümü ve ibadetleri yalnızca senin için olan Muvahhid kullarını koru, onları başarıya eriştir, onlara hakkı hak olarak gösterip ona tabi olmayı, batılı da batıl olarak gösterip ondan içtinap etmeyi onlara nasip et.

Allah’ım yeryüzünün doğusunda ve batısında yalnızca kelimeni yüceltmek için evlerinden çıkan ve geri dönmeyi asla düşünmeyen Mücahid kullarını kabul et, onlara gözlerin aydınlığı olan fetihler nasip et, onları düşmanlarına karşı muzaffer kıl ve işin sonunda onları katına şehid olarak kabul et ey yüce arşın sahibi!

Duamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir. Allah emrinde mutlak galip olandır fakat insanların çoğu bunu bilmezler!

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İdrak Medya'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2020 İDRAK MEDYA