İdrak Haber

‘Kötü Alimler… Lanetlenmiş ve Gazaba Uğramışlar’

‘Kötü Alimler… Lanetlenmiş ve Gazaba Uğramışlar’
25 Haziran 2020 - 16:59

‘Kötü Alimler… Lanetlenmiş ve Gazaba Uğramışlar’

İslam Devletinin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Zilhicce 1437 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “Kötü Alimler… Lanetlenmiş ve Gazaba Uğramışlar” isimli makaleyi sizlerin okumasına sunuyoruz.

Allah ﷻ ilmi ve ilim ehlini şereflendirmiş ve derecelerini en yüksek makamlara yükseltmiştir. Bunun hakkında Allah’u Teâlâ şöyle buyurdu: “Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka hak ilâh olmadığına adaletle şâhitlik ettiler. O’ndan başka hak ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” [Ali İmran, 18]

Kurtubi şöyle dedi: “Şayet âlimlerden daha şerefli başka biri olmuş olsaydı Allah’u Teâlâ âlimlerin isimlerini kendi adıyla beraber zikrettiği gibi onun ismini de kendi adı ve meleklerinin adıyla zikrederdi” [El-Cami Li Ahkami’l-Kur’an]

Bu yüzden Allah ﷻ âlim olanlar ile âlim olmayanları bir tutmamış ve şöyle buyurmuştur: “De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.” [Zümer, 9]

Aynı zamanda Allah’u Teâlâ insanlara âlimlere danışmayı emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.” [Nahl, 43]

Ancak ilimden kasıt sadece metin ezberlemek, kitapları uzun uzadıya derinlemesine incelemek, yazı hatlarını en ayrıntılı şekilde denetlemek, bir konu hakkındaki bütün delilleri toplamak veya ticaret yapmak için kitaplar yazmak mıdır? Hayır, asla ve kesinlikle maksat bu değildir.

Allah’ın ﷻ övdüğü ve onları ilim ehli olarak isimlendirdiği âlimler, kendisine öğretilen ilimle amel edenlerdir.

Şatibi şöyle dedi: “Şeran muteber olan ilim –yani mutlak anlamda Allah’ın ﷻ ve Rasûlü’nün ﷺ övdüğü ilmi kastediyorum- insanı amel etmeye yönelten ilimdir.” [El-Muvafakat]

Bundan şunu anlıyoruz ki; ilim ile amel arasında bir birliktelik vardır. Nasıl ki ilim olmadan amel olmuyorsa amel olmadan da ilim olmaz.

İlim amele seslenir, eğer amel ona icabet ederse, yoksa onu terk eder.

İlmin arkadaşı olan amel Allah’tan korkmanın meyvesidir. Bu yüzden onun Allah’a ﷻ olan korkusu Allah’ın ﷻ gazabından ve azabından korkmasından ötürü ona hakkı söylemeye iter.

Allah’u Teâlâ şöyle buyurdu: “Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) korkar.” [Fatır, 28]

İbni Abbas r.h şöyle dedi: “Allah ﷻ için olan âlimler Allah’tan ﷻ korkanlar alimlerdir.” [Ebu Davud’un Zühd Kitabı]

İbni Mesud r.h şöyle dedi: “(Hakiki) ilim, çok hadis bilmek değildir. (Hakiki) ilim ancak Allah’u Teâlâ’dan korkmaktır.” [Hulliye El-Evliya]

Aynı zamanda ilmin gereklilik arz ettirdiği amellerden biri de Allah ﷻ yolunda cihad’tır. Muaviye’den rivayet edildiği hadiste Muaviye şöyle dedi: “Allah ﷻ bir kimse hakkında hayır dilediği zaman o kimseyi dinde fakih kılar. Müslümanlardan bir grup, kendilerine düşmanlık edenlere karşı kıyamet gününe kadar hak üzere savaşmaya devam edecektir” [Müslim].

Hadisteki cihad ile ilim arasındaki bu yaklaşım ilim ile cihadın arasındaki birlikteliğe delalet etmektedir. Ve cihad edenler ise yardım olunan taifedir. Bundan da anlıyoruz ki dinin ikame edilmesi ve hakkın ortaya çıkması yalnızca ilim ve cihad ile olur.

Sahabelerin r.h durumu işte böyleydi. Ve onlar ümmetin en bilginleriydi. Öyle ki ilmi cihad ile birleştirmişlerdi. Yani ilim ile uğraştıkları gibi cihad’tan da geri kalmazlardı. Buna örnek olarak muhacir ve Ensar sahabelerin hayatına baktığımızda sahabelerden birçoğunun cihad sahalarında şehid olduğunu görürüz. Yemame savaşında sahabelerin Allah’ın kitabına sarılması, savaşı daha da kızıştırdı. Öyle ki; tevhid bayrağı düştüğü zaman bayrağı Ebu Huzeyfe’nin kölesi Salim r.h aldı ve Müslümanlar dedi ki: ey Salim! Bizler senden gelebilecek bir şerden (yani bayrağı veya savaşı bırakıp savaştan kaçmandan) korkuyoruz. Bunun üzerine Salim şöyle dedi: Eğer benden önce bu bayrağı almış olsaydınız ben ne kötü bir Kur’an taşıyanı (hıfzedeni) olurdum. Daha sonra ilerledi ve şehid olana kadar savaştı.

Sahabeleri takip edenler ve diğer imamlar işte bu şekilde bu yol üzere yürüdüler. Bulundukları dönemde cihad ve ribat, farzı kifaye olmasına rağmen ribat ve savaş sahalarında bulunmaktan geri kalmadılar.

İşte bu imamlar hadis ve zühd ehli imamlardı. Bu imamlar ilme nasıl önem veriyorlardı ise aynı şekilde ribata ve atıcılığa da önem veriyorlardı. Evzaî, Abdullah bin El-Mübarek, İbn-i Kasım, Ebu İshak ElFazari, Muhalled bin Hüseyin, İbrahim bin Ethem, Huzeyfe El-Mar’ûşi, Yusuf bin Asbat ve bunların dışında birçok kişi buna örnektir. Bu âlimler ribat ve cihad yaparak ilimleriyle amel ettiler.

Bilakis İmam İsa bin Yunus gibi sınır bölgelerinde tutulan ribatın faziletini ve önemini bilen hadisçilerden bazıları sınır bölgelerinde ribat tutar ve ribattan gelmezdi. Bunun için İbn-i Mübarek, Ahmed bin Hanbel ve bunların dışında diğerleri şöyle derdi: insanlar bir şeyde ihtilaf ettiği zaman sınır bölgelerinde ribat tutanların ne görüş üzere olduğuna baksınlar. Muhakkak ki; hak, onlarla beraberdir. Çünkü Allah’u Teâlâ cihad edenler hakkında şöyle buyuruyor: “Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz.” [Ankebut, 69]

Şayet tarihimize bakacak olursak kendi dönemlerinde hakkı haykıran, Tatarlara karşı cihad eden ve onlarla savaşan Şeyhu’l İslam İbn-i Teymiye örneği gibi hadis ehlinden amelin gerekliliklerinden olan cihad ve hakkı söyleme gibi amelleri yerine getiren âlimleri görebiliriz. Aynı şekilde Arap yarımadasında müşriklerle savaşan ve onlarla hem mızrak ve delillerle cihad eden imam Muhammed bin Abdulvahhab’ın dönemini görebiliriz.

Günümüze dönecek olursak, Allah’ın ilmi ve akideyi onlarda cem ettiği, hakla ortaya çıkan ve hakkın onlarla ortaya çıktığı kimseler; ilmi cihadla birleştiren (bir arada yapan) kimselerdir. Şeyh Ebu Musab Ez-Zerkavi, Şeyh Ebu Enes Şami, Şeyh Abdullah Er-Raşud, Şeyh Ebu Hasan El-Filistini ve Şeyh Ebu Meysere El-Garib –Allah hepsine rahmet etsin- bunun en güzel örnekleridir…

Bunun için âlim bir kimse ilmiyle amel etmiyorsa o şeran kınanmıştır. Ve bu kimse şer-i anlamda bir âlim ve ilim ehli olarak isimlendirilmez. Âlim olarak nasıl isimlendirilsin ki! Çünkü o Allah’ın nefret ettiği ve kendisine gazap ettiği kimsedir. Buna örnek olarak Yahudiler ilimleriyle amel etmedikleri zaman Allah’u Teâlâ onlara öfkelendi ve Kur’an-ı Kerim’de onları gazaba uğrayanlar olarak niteledi.

Allah’u Teâlâ şöyle buyurdu: “Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” [Saf, 3]. Bu ayeti kerime bize âlim olup da ilmiyle amel etmeyen kimseye Allah’u Teâlâ’nın ona olacak nefretinin ve gazabının şiddetini açıklamaktadır.

Aynı şekilde Kur’an-ı Kerim, ilmini gizleyen (hakkı söylemeyen) âlimlerin lanetlenmiş olduğunu açıklamaktadır. Bunun hakkında Allah’u Teâlâ’nın şöyle buyurmaktadır: “İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.” [Bakara, 159].

Bütün bu zikrettiğimiz şeylerden şunu anlıyoruz ki ilim ehli onu taşıyan, onunla amel eden ve onu haykıran kimsedir.

Küfrün Liderlerinden Belam Yusuf El Karadavi

Allah’u Teâlâ ilmiyle amel etmeyenleri cahil olarak nitelemiştir. Bunun hakkında Allah’u Teâlâ sihire rağbet eden Yahudi âlimleri hakkında şöyle buyurmaktadır: “Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!” [Bakara, 102]. Ayette geçen “Keşke bilselerdi!” sözü bize bu Yahudi âlimlerinin ilimleriyle amel etmediklerini ve bundan dolayı cahil olduklarını açıklamaktadır.

Bunun için her kim cihad ederek ve hakkı söyleyerek ilmiyle amel etmezse veya susar ve hakkı batılla örterse o kimse âlim değildir. Bilakis o dilsiz şeytan veya konuşan şeytandır.

İlim ehli, bidat ehlini âlimlerden saymamıştır. İbn-i Abdulber’in bidatçı olan kelamcılar hakkında şöyle dediği gibi: Fakihler ve diğer bölgelerdeki bütün hadisçiler, kelamcıların bidat ehli, sapkın oldukları ve bunların fakihlerin derecesinde olmadıkları konusunda icma etmişlerdir. Çünkü âlimler hadis ehlidirler… [Cami Beyan El-İlim ve Fadlihi]

O halde günümüzdeki küfür imamları âlimlerden sayılsaydı o zaman durum nasıl olurdu?

Günümüze bakacak olursak kendisini ilme nispet edenlere yani kendisine âlim diyenlere baktığımızda bunların genelinin âlim olmadığını ve hatta ilim ehli zümresine bile giremeyeceklerini görürüz. Çünkü bunlar ilimleriyle amel etmiyor ve tağutların yüzüne karşı hakkı haykırmıyorlar.

Bilakis ilimlerini gizliyor, hakkı batılla örtüyor ve Allah’ın kullarını saptırıyorlar. Savaş ve cihad ayetlerini öğrendiler ancak bununla amel etmekten yüz çevirdiler. Böyle yaparak Nebi’nin ﷺ sünnetine ve sahabenin ve tabiinlerin üzerinde olduğu şeye muhalefet ettiler.

Ayrıca kendisini ilme nispet eden kimseleri vela ve bera konusundaki naslar hakkında ders verdiklerini ancak kendilerinin bundan yüz çevirdiklerini görürüz. Tebliğin ve hakkı açıklamanın vacibiyeti hakkındaki ayetleri öğrendiler ancak sustular ve tağutlara yağ çektiler.

Bunlar Allah’ın ilim ehli olarak isimlendirdiği kimseler olabilir mi? Hayır, asla! Bilakis onlar sapanlar ve ilimleriyle amel etmediklerinden ve hakka karşı suskunluklarından ötürü vaad edilen cezaya çarptırılacak olanlardır.

O zaman asrımızda parmaklarla işaret edilip kendisini ilme nispet eden kimselerin durumu nasıl olur? Ki bunlar tağutlara itaat edeceklerini ve onlara karşı çıkan Muvahhidlere karşı onlara yardım edeceklerini izhar ettiler. Böyle yapan kimselerin hükmü Allah’ın kitabında ve Rasûlü’nün ﷺ sünnetinde açıktır.

O halde şunu anlıyoruz ki; İbn-i Baz, İbn-i Useymin, Fevzan, Alu Şeyh (Muasırlar), Muhammed Hasan, El-Huveyni, Hüseyin Yakup, Kardavi, El-Buti, EnNablusi, El-Guryani, El-Makdisi, Ebu Katade, ElHaduşi ve El-Fahl âlim değildirler. Nasıl olsunlar ki. Bunlar ilimleriyle amel etmiyor, tağutların yüzüne karşı hakkı söylemiyor, tağutların şirkini reddetmiyor veya karşı çıkmıyor, cihad etmiyor, ribat tutmuyor, hakkı açıklamıyor, insanları doğru yola irşat etmiyor ve kâfirlerin Müslümanlara yönelik saldırılarına karşı onlara karşı çıkmıyorlar. Yoksa bunlar kendilerinin rızasıyla Mücahidleri vurmak ve onları din ve şeriat adıyla yok etmek için tağutların ellerinde bir sopa mı oldular. Bunlar yalnızca dalaletin imamları ve tağutların âlimleri değil midir?

O halde ey kardeşim! Bil ki bunların ne kendisi ne de taşıdıkları ilimleri seni aldatmasın. İlimleri aleyhlerine bir delildir. Bunların şer-i ilmi taşımaları oryantalistlerin ilim taşımalarına benzer. Bilakis Orind Can Finsik gibi bazı oryantalist Hıristiyanlar hadis ilminde daha ileri bir seviyeye ulaşmışlardır. Orind Can Finsik Hollandalı bir oryantalist olup ‘El-Mucemu’l Müfehres Li el-Fazi’l Hadisi’n Nebeviyye’ adlı kitabın sahibidir. Ayrıca oryantalist Costa Fitestam Darimi’nin ‘Er-Reddu Ala’l Cehmiye’ aldı kitabının tahkikini yapmıştır. Bu açıklamalarımızdan sonra bu oryantalistler ilim ehli kategorisine girer mi veya onların âlim olarak adlandırılmaları doğru olur mu?

Mücahidler Tarafından Öldürülen Tağut Ramazan El Buti

Nebi ﷺ kıyamet gününde ilk hesaba çekilecek insanları bizlere haber vererek bunlardan bazılarını şöyle zikretti: “Bu defa ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kur’an’ı okumuş bir kişi huzura getirilir. Allah ﷻ ona da verdiği nimetleri hatırlatır. O da hatırlar ve itiraf eder. Ona da: Peki, bu nimetlere karşılık ne yaptın? diye sorar. İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızan için Kur’an okudum, cevabını verir. Yalan söylüyorsun. Sen “âlim” desinler diye ilim öğrendin, “ne güzel okuyor” desinler diye Kur’an okudun. Bunlar da senin hakkında söylendi, buyurur. Sonra emrolunur o da yüzüstü cehenneme atılır.” [Müslim]

Eğer bir âlimin kötü niyetliliği onu helak olmaya sürüklüyorsa, ameli ilmine zıt olan, hakkı gizleyen, insanları saptıran, tağutlara dostluk eden ve yönetimlerini destekleyen kimsenin durumu nasıl olur?

Sapıklığın İki Lideri Makdisi ve Ebu Katade

Herim bin Heyyan şöyle dedi: “Fasık âlimlerden sakının.” Bu haber Ömer bin Hattab’a r.h ulaştı. Bunun üzerine Ömer bin Hattab ona mektup göndererek fasık âlim kimdir diye sordu? Daha sonra Herim, Ömer bin Hattab’a mektup göndererek şöyle dedi: … Bir imam vardır ilimden konuşur ancak fasıklık yapar. Bu yaptığı insanları şüphe içinde bırakır ve bu yüzden insanlar (haktan) sapar. [Darimi]. Bu söylediğimiz şey fasıklar hakkındadır. O halde dinden çıkan sapmış ve saptıranın durumu nasıl olur?

Dolayısıyla kendisini ilme nispet eden bazı cahillerin; “Böyle kimselerin ilmini al, ancak amelini alma” gibi söylemlerinin ne kadar boş olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilakis ona ilmini ve ilimdeki derinliğini sorduğun gibi amelini, hakkı söylemeyi, cihadı ve rabbine olan korkusunu da sor. O zaman kimin âlim olduğu ortaya çıkmış olur. Amelde emanete ihanet eden kimse, ilimde de emanete ihanet eder.

Salat ve selam Nebimiz Muhammed’in, ailesinin ve bütün sahabesinin üzerine olsun.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İdrak Medya'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2020 İDRAK MEDYA