İdrak Haber

Sabredenleri Müjdele…Çünkü Allah’ın Yardımı Pek Yakındır

Sabredenleri Müjdele…Çünkü Allah’ın Yardımı Pek Yakındır
09 Temmuz 2020 - 2:15

Sabredenleri Müjdele…Çünkü Allah’ın Yardımı Pek Yakındır

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Muharrem 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “Sabredenleri Müjdele…Çünkü Allah’ın Yardımı Pek Yakındır” isimli makaleyi sizlerin okumasına sunuyoruz.

Allah’u Teâlâ kullarını yaratmış ve kulları arasında imtihan sünnetini devamlı kılmıştır. Öyle ki; kötüler iyilerden ayrılmış olsun ve ölen apaçık bir delil üzere ölsün, yaşayan da apaçık bir delil üzere yaşasın. Şunu bilmemiz gerekir ki; temkin, imtihandan sonra, yardım zorluktan sonra ve bolluk da darlıktan sonra gelir.

Allah’a ﷻ giden yol ve bu yolda Mü’minler için hazırlanmış büyük mükâfatlar maliyeti pahalı olan bir yoldur. Ve bu maliyeti yalnızca Allah’a ﷻ hakkıyla iman edenler, kalpleri yalnızca ona bağlı olanlar ve Nebi’nin ﷺ ve değerli sahabelerinin yolu üzerinde sabit kalanlar ödeyebilir. Onlar öyle Mü’minlerdir ki ne insanlar ne de isimler onları fitneye uğratamadı. Hakkı istediler ve böylece hak ehlini buldular. Hak ehli, cihaddan geri kalarak adları cihad ile öne çıkan kimseler değildir. Çünkü bu kimselere sıkıntı uzayınca durakladılar ve çöktüler. Ve bugün de cihadı yardımsız bırakan ve inkâr edenlerden oldular. Aynı şekilde hak ehli, ömürlerini kâğıt ile mürekkep arasında geçirenler de değildir. Çünkü müjdeci, İslam Devleti’nin kurulduğunu haykırıp onlara, “Haydi! İlminizle amel etmeye!” diye çağırdığında sanki kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklenerek ondan yüz çevirdiler.

İbn-i Kayyım El-Cevziye r.h ebedi cennetlere giden yolu tanımlarken şöyle diyor: “Sen bunun neresindesin? Bu yol Âdem’in (a.s) meşakkat çektiği, Nuh’un (a.s) feryat ve figan ettiği, Halil İbrahim’in (a.s) ateşe atıldığı, İsmail’in (a.s) kesilmek için yere yatırıldığı, Yusuf’un (a.s) ucuza satıldığı ve birkaç sene hapishanede kaldığı, Zekeriya’nın (a.s) testereyle biçildiği, iffetlilerin önderi Yahya’nın (a.s) kesildiği, cefanın Eyüb’ü (a.s) sıktığı, Davud’un (a.s) ağlayışlarını arttırdığı, İsa’nın (a.s) yalnız yürüdüğü ve fakirlik ve türlü eziyetlerin Muhammed’e ﷺ bulaştığı yoldur.” [El-Fevaid]

İşte nebilerin ve özellikle de Ulu’l Azm peygamberlerin –en hayırlı salat ve çokça selam üzerlerine olsun- Allah ﷻ yolunda başlarına gelmeyen kalmadı. Lakin sabrettiler ve sebat ettiler. İnsanları tevhide davet etmelerinden ötürü her türlü eziyeti çektiler. Ancak gevşemediler ve zayıf düşmediler. Nebiler bile bu gibi sıkıntıları yaşadılarsa diğer insanların durumu nasıl olur? İmtihan edilip temizlenmeyecek ve imtihan edilip arınmayacaklar mı? İmam Şafii’ye r.h şöyle bir soru soruldu: “Bir adam için temkin sahibi olmak mı veya imtihan mı daha iyidir?” İmam Şafii şöyle dedi: “İmtihan olunmadan temkin sahibi olunmaz.” [İbn-i Kayyım’ın El-Fevaid kitabı]

Evet, İmam Şafii’nin de sözünde belirttiği gibi sıkıntılı bir başlangıcı olmayanın parlak bir sonu da olmaz. Sıkıntılar büyümeden, halka daralmadan ve sıkıntılar şiddetlenmeden temkin olmaz. Çünkü bütün bunların karşılığında sadık erkek ve kadınların varacağı yer cennettir. O cennet ki; içinde yüce Allah’ın ﷻ yüzü görülecek. Bu, sadık erkek ve kadınların isteyebileceği en büyük nimet ve en büyük dilektir. O halde bir Müslüman, bu büyük değere sahip cennete dünya rahatlığı içerisinde ve güzel bir hayat yaşamakla ulaşabilir mi? Hayır! Bilakis kılıçların gölgesi altında mızrakla savaşarak ona ulaşabilir. Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Oysaki peygamber ve onunla beraber Mü’minler, ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı.”[Bakara, 214]

Taberi r.h bu ayet hakkında şöyle diyor: “Ayetin mefhumu şudur: Ey Allah’a ﷻ ve Rasûl’üne ﷺ iman edenler! Yoksa sizler, sizden önceki nebilerin ve Rasûllerin tabilerinin çektiği sıkıntıları ve zorlukları çekmeden ve imtihanlara tabi tutulmadan cennete gireceğinizi mi sandınız? İmtihan oldukları şeylerle imtihan olunacak ve zor imtihanlara tabi tutulacaksınız. Bu zor imtihan ve sıkıntılar ise; çok ihtiyaç duyulan şeylerin bulunamaması, fakirlik ve darlıktır. Darlık ise hastalık ve yorgunluktur. Ancak bu sıkıntılar onları sarsamadı. Yani; kavmin, Allah’ın ﷻ yardımını geciktiğini zan edecek kadar size düşmanlarınızdan korku, sıkıntı ve şiddet isabet etmedi. Ta ki, kavim şöyle diyecek; Allah ﷻ ne zaman bize yardım edecek.”

Rum kralı Herakliyus’un şu olayı herkes tarafından bilinmektedir. Hani o Ebu Süfyan’a şöyle demişti: “Sana onunla savaşınızın nasıl olduğunu sordum, sen de aranızdaki savaşın karşılıklı olduğunu ve bir defa sizin, bir defa da onların kazandığını söyledin. İşte Rasûller böyle imtihan olunurlar ve daha sonra akıbet onların lehine olur…” [Muttefekun Aleyhi].

O halde Rum kralı Herakliyus’un Rasûllerin ve nebilerin imtihana tabi tutulacaklarını ve sonra akıbetin onların lehine olacağını bildiği halde Allah ﷻ hakkında hüsnü zan eden Muvahhidlerin bu gibi imtihanlara tabi tutulacaklarını ve sonra akıbetin onların lehine olacağını nasıl bilmesinler ki? Bu din değerli bir dindir. Bundan dolayı insanların saf tevhide davet edilmesi ve yeryüzünde Allah’ın ﷻ kelimesinin yüceltilmesi, canların feda edilmesine ihtiyaç duyar. Buna Ashab El-Uhdud’u örnek verebiliriz. O dönemde tağutlar bunların köklerini kazıdı, hepsini yok etti ve onlardan hiçbir tanesini bırakmadı. Ve onlar –çocuğun Rabbine iman etmelerinden sonra- kâfirlerin, dininden dönmeyenleri içine atacakları hendekleri kazdıklarını ve hendeklerin içinde ateşler yaktıklarını gördüler. Ancak buna rağmen inançları sarsılmadı ve kâfirler onları dinlerinden döndüremediler. Öyle ki; ellerinde çocuğunu taşıyan bir kadın kendisini ateşe atmakta tereddüt ederken, elindeki çocuğu ona şöyle dedi: “Ey anneciğim! Sabret. Muhakkak ki; sen hak üzeresin.”[Muttefekun Aleyhi]

İbn-i Ebi Şeybe Musennef adlı kitabında şunu rivayet etti: Hasan’dan rivayet edildiğine göre o, şöyle dedi: “Allah Rasûlü ﷺ Ashab El-Hudud’u andığı zaman imtihanın meşakkatinden Allah’a ﷻ sığınırdı.”

Buhari bu konuya dair sahihinde: “Kâfir Olmak Üzere Zorlanmakta Horlanmayı, Dövülmeyi ve Öldürülmeyi Tercih Eden Kimse Babı” adlı bir bab açtı ve bu babda şu hadisi zikretti: Habbâb Bin El-Eret r.h şöyle dedi: “(İslam’ın ilk günlerinde) Allah Rasûlü ﷺ, Kâbe’nin gölgesinde kaftanını yastık yaparak dayandığı bir sırada kendisine (Kureyş müşriklerinin işkencelerinden) şikâyet ettik: Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim için Allah’tan ﷻ yardım dileyemez misin? (Bunların zulmünden) kurtulmamız için Allah’a ﷻ dua edemez misin? dedik. Bunun üzerine Allah Rasûlü ﷺ şöyle buyurdu:  “Sizden önceki ümmetler içinde öyle (mazlum) kişiler bulunmuştur ki; müşrikler tarafından onun için yerde bir çukur kazılır, o kişi bu çukura (başı meydanda kalarak) gömülürdü. Sonra büyük bir testere getirilir, başı üstüne konulur, ikiye bölünürdü de (bu işkence) o Mü’mini dininden döndüremezdi. (Bir başkasının da) demir taraklarla etinin altındaki kemiği ve siniri taranırdı da bu işkence o Mü’mini dininden çeviremezdi. Allah’a ﷻ yemin ederim ki; Allah ﷻ bu dini kesinlikle hâkim kılacaktır. Öyle ki; bir süvari (yalnız başına) San’â’dan Hadramevt’e kadar (selâmetle) gidecek, Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayacak sadece koyun sahibi yolcu, koyunu üzerine kurt saldırmasından korkacaktır. Fakat sizler acele ediyorsunuz!”

Hak ile batıl arasındaki mücadelenin bedelini Mü’minlerin ödediği bir bedeldir. Allah’u Teâlâ bunu şu sözüyle belirtti: “Öldürürler ve öldürülürler”[Tevbe, 111].

Bu anlamda seçilmiş derslerin en büyüğü ve ibret alınanı Uhud gazvesidir. Bu gazvede bir, iki, üç veya 10 bakan, emir veya komutan şehid olmadı bilakis bu gazvede şehid olan en hayırlı 70 sahabenin içerisinde r.h şehidlerin efendisi Nebi’nin ﷺ amcası Hamza da bulunuyordu. Bir günde yiğitlerden bu kadar kişi şehid oldu. Nasıl yiğit olmasınlar ki? Onlar, Allah Rasûlü’nün ﷺ ashabıydı. Uhud gününde küfrün sesi yükseldi, kâfirlerin tüyleri diklendi ve kâfirler bu saldırılarının sürekli olacağını zannetti; “Ebu Süfyan yüksek bir yere çıktı ve şöyle dedi: “Topluluk içinde Muhammed var mı?” diye seslendi. Nebi ﷺ: “Ebu Süfyan’a cevap vermeyiniz’’ buyurdu. Ebu Süfyan bu sefer: “Topluluk içinde Ebu Kuhâfe’nin oğlu (Ebu Bekir) var mıdır?” dedi. Nebi ﷺ yine: “Ebu Süfyan’a cevap vermeyin” buyurdu. Ebu Süfyan tekrar: “Topluluk içinde Hattâb’ın oğlu var mıdır?” diye sordu. Bu sorularına cevap alamayınca Ebu Süfyan, arkadaşlarına döndü ve şöyle dedi: “Şüphesiz bunlar öldürülmüşlerdir, şayet yaşasalardı cevap verirlerdi” dedi. Bu sırada Ömer kendisine hâkim olamadı ve şöyle dedi: “Yalan söyledin ey Allah’ın ﷻ düşmanı! Allah ﷻ, seni rezil edecek şeyleri baki kılmıştır” dedi. Bunun üzerine Ebu Süfyan: “Ey Hubel! Yüksel” dedi. Bunun üzerine Nebi ﷺ sahabelerine: “Ebu Süfyan’a cevap verin” buyurdu. “Ne söyleyelim?” dediler. Nebi ﷺ: “Allah ﷻ en yüksek ve en yücedir deyin” buyurdu. Ebu Süfyan: “Bizim el-Uzzâ’mız var, sizin Uzzâ’nız yoktur” dedi. Nebi ﷺ: “Ona cevap veriniz” buyurdu. Sahabeler: “Ona ne söyleyelim?” dediler. Nebi ﷺ: “Allah ﷻ bizim Mevlâ’mızdır, sizin Mevla’nız yoktur deyin”buyurdu.” [Buhari]

Bugünkü Mü’minler, Allah ﷻ katında imtihan olunan ve yürekler boğaza dayanana kadar şiddetli sıkıntılar çeken bu ilk nesilden daha mı faziletlidir? Roma’nın ve Konstantiniyye’nin fethine, sıkıntılar olmadan sadece sözle ulaşılacağını zannedenler kafası boş kuruntularla karışık olan kimselerdir. (Konstantiniyye’nin fethi, bolca şehid ve yaralı verildikten sonra gelecektir. Bu konuyu anlatan hadisler, Müslüman askerlerinin üçte birinin Dabık’a gelen haçlılara karşı verecekleri büyük savaşta şehid olacaklarını haber vermektedir. Daha sonra kalan Müslümanlar Konstantiniyye’yi muhasaraya alana kadar cihad edip ilerleyeceklerdir. Elbette Müslümanlar bu merhaleye gelene kadar baya bir kan ve ter dökeceklerdir. Sabırlı, sabit, Muvahhid ve Mücahid Müslümanların tekbir ve tehlilleriyle şehrin savunması düşecek ve şehir fethedilecektir. Bu Allah’ın ﷻ nimeti ve fazlıdır. Şehrin tekbir ve tehlillerle fethedilmesi, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın halis niyetlere ve onun yolunda verilen cefaya karşılık verdiği bir mükâfatıdır. Bu fetih ve mükâfat, ihlassız ve cihaddan uzak, mücerred sözlerle olmayacaktır.)

Tüm bunlardan sonra açıktır ki; Mü’min Muvahhidler, Allah’ın ﷻ izniyle sıkıntılara ve imtihanlara karşı sabredeceklerdir. Ancak münafıklar ve imanı zayıf olanlar ise geri döneceklerdir. Bundan sonra sadece temiz Mü’min Muvahhidler kalacaktır. Onlar madenleri eritilmiş ve dünyanın şaibelerinden ve pisliklerinden arınmış kimselerdir. Ve sonra… Sonra nefislerinde yalnızca hakkın sesi yükselecek ve çağrılarına cevap gelecektir. Böylece kalplerine selamet ve serinlik inecek: “İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” [Bakara, 214]. Mübarek Hilâfetimizin kokusu, yeryüzünün doğusundan batısına kadar yayıldığı halde şayet bu kokuyu bulandırırsak, bu zafer ve fetihlere yazık etmiş oluruz. O halde bu sıkıntılara en güzel şekilde sabretmemiz ve Allah’tan yardım dilememiz gerekir. Allah ﷻ yardım edendir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İdrak Medya'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2020 İDRAK MEDYA