İdrak Haber

Taha Suresi Gölgesinde İslam Devleti – 1

Taha Suresi Gölgesinde İslam Devleti – 1
Ebu Ğureyb Eş-Şami
Ebu Ğureyb Eş-Şami( [email protected] )
02 Haziran 2020 - 19:46

Taha Suresi Gölgesinde İslam Devleti – 1

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla!

Muhakkak ki sonsuz hamdler metihler alemlerin Rabbi, doğunun ve batının Rabbi, ismi anıldığı zaman kalplerin haşyetle titrediği Allah Subhanehu’ya aittir.

Ey Rabbim niyetimi halis kıl, gönlüme genişlik ver, dilimin bağını çöz, bu sureden anladığımı, bana idrak ettirdiklerini başkalarına anlatmamı ihsan eyle, insanların her zerre hayra muhtaç olduğu günde bu risaleyi bana sadaka-i cariye olarak ver.

Sana hiçbir şey zor değildir. Şüphesiz sen kullarını gözeten onların nelere ihtiyacı olduğunu bilensin. Ben şehadet ediyorum ki senden başka ilah yoktur. Hayatımın her alanında hakimiyet sana aittir. Ben senin benim rabbim ve ilahım olmandan razıyım. Sende kul olarak benden razı ol.

Seni razı etmeyenleri sök at hayatımdan. Şüphesiz ki sen bütün eksikliklerden münezzeh olan ve kelimelerin, zatını anlatmakta eksik kaldığı zatsın. Seni övmekte aciziz. Sen kendini övdüğün gibisin.

Salat ise, alemlere rahmet olarak gönderdiğin, bize bizden düşkün olan, güzel ahlak sahibi ve güzel ahlakı tamamlamak üzere yolladığın, ahlakı Kur’an olan, bizim ezaya uğramamız kendisine pek ağır gelen, senin yüce zatının, meleklerin ve salat edicilerin kendisine salat ettiği Nebi aleyhisselamadır.

Selam ise, her çağda küfür, şirk ve nifaktan arınıp kendisini sana teslim eden, senin dinini din edinip diğer sahte dinlerden ve onların yöneticisi tağutlardan teberrü edip onlarla cihad eden muvahhidleredir.

Bundan sonra;

Ey Müslümanlar!

Bizim tabi olduğumuz kendisiyle izzet bulduğumuz bu kitap, her çağa ve zamana hitap eden, arayanın bulmak istediği her şeyi kendisinde bulduğu bir kitaptır. Bizler İslam Devleti olarak herşeyimizi bu kitaba uydurduk ve bu kitabın hakimiyeti için dünyada hiçbir topluluğun ödemediği bedelleri ödedik. Öyle ki bu hakikat gözleri kör olandan başkasına gizli değildir. İslam’a ihanet içinde olandan başkası da bu ödenen bedelleri inkar etmez. Kim, hangi topluluk kendisinin hak olup olmadığını öğrenmek istiyorsa muhakkak ölçüsü bu kitaptır. Hak ehlinin ve batıl ehlinin özellikleri bu kitapta anlatılmış ve tarihsel örneklerle hem hak ehline hem batıl ehline örnekler verilmiştir.

Şüphesiz ki Kur’an’ın Muvahhidlere, cemaat ve devletlere örnek olarak getirdiği isimlerin başında Musa aleyhisselam gelir. Öyle ki kitapta kendisinden en fazla örnekler getirilen peygamberdir. Yine onun mücadelesinde batıl taraftarı Firavundur ki, kendisinden en fazla bahsedilen tuğyan, kibir ve cehalet taraftarıdır. Musa aleyhisselamın en çok anlatıldığı sure ise Ta-Ha suresidir.

Öyle ki, Muvahhid olan ve tevhidi hakim kılmak için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan, hiçbir bedel ödemekten vazgeçmeyen İslam Devleti’nin Musa (a.s) örnek almadan, onun gibi mücadele etmeden ve onun başına gelenlerle karşılaşmadan yoluna devam etmesi mümkün olmazdı zaten.

Ey Müslümanlar, bu sureyi nasıl böyle anladığımıza gelince, bunu anlamanız için İslam Devleti’nin yaşadıklarına şahit olmanız, onun gibi bedelller ödemeniz, her gün yüzlerce şehid verip, her gün yağan tonlarca bombanın altında kalmanız, ama ne olursa olsun, illa ki şeriat hükmedecek, ya da biz bu yolda şehid olacağız demeniz gerekmektedir.

Bizim yaşadıklarımızı yaşayıp bizi anlamadan, bizim Kur’an’dan neyi nasıl anladığımızı da anlamanız mümkün olmayacaktır. Nasıl ki oruç, zekat ve hac gibi ibadetleri anlatan hükümler, bu ibadetleri yerine getirenin anladığı gibi anlaşılmazsa, tevhid mücadelesi için her bedeli ve zorluğu yaşayanlar da, ancak onların yaşadıklarını yaşayanları bilip anlayacaktır.

İşte ben sizlere İslam Devleti’nin tevhid mücadelesini, tevhidi mücadeleyi anlatan Ta-Ha suresiyle anlatacağım. Akademik bir yazı değil, tamamen ne anladıysak, neleri yaşadıysak onları anlatacağım.

Elbette kılı kırk yaran fıkhi eleştirmenler, klimaların altında yazan müfessirlerden reddiye verecek olanlar olacaktır. Bizler hiçbir zaman onların bizim yaşadıklarımızı yaşamadan bizi tasdiklemesini de beklemiyoruz. Lüksünden vazgeçemeyip veya sadece lüksünden davasına fedakarlık yapanlar, hayatlarındaki her şeyi feda edenleri anlamamış ve hiçbir zaman da anlamayacaklardır. Rabbimden bizleri sabit kılmasını, kendi katına Muvahhid ve kabul edilen şehadetle almasını diliyorum.

Bundan sonra;

  1. “Ta-Ha”

Ey Müslümanlar!

Surenin başlangıç hitabına dikkat edin!

Öyle ki bu hitap hakkında değişik görüşler belirtilmiş ve tefsirler yapılmıştır. Kendisine Kur’an’ın mürekkebi denilen, Rasûlullah ﷺ’in kendisine Kur’an’ı anlaması için dua ettiği İbn-i Abbas, bu hitap hakkında, ey erkek veya erkekler demiştir. (Kurtubi Tefsiri – Camiulahkam – Taha Suresi Tefsiri)

Araplarda erkek ve adam sayılanlar birbirlerine bir şey söyleyeceği zaman onlara “Ta-Ha” diye hitap ederlerdi.

Bu hitapla sizlere söylüyoruz ey Müslüman erkek ve adamlar;

Rabbinizin Ta-Ha suresiyle sizlere hitabına kulak verin. Anlatılacak olan tevhid mücadelesine ve onun taraftarlarına sırtınızı dönmeyin. Erkeklik ve adamlık vasfını üzerinizde hissedin. Bütün dünyanın küfür çatısında toplanıp İslam’a ve onun müntesiplerine savaş açtığı, onun pak sedasını bastırmak için Müslümanları öldürdüğü böyle bir zamanda erkeklik ve adamlık vasfına sahip çıkın.

Öyle ki sizler Ahzab suresinde Rabbinizin kimlere erkek dediğini çok iyi bilirsiniz. Rabbinizin dini için savaşıp şehid olun veya şehadet sırasını cihad meydanlarında bekleyenlerden olun.

Rahat hayatlar içerisinde bu sıranın gelmesini beklemek en sıcak yaz gününde kar yağmasını beklemek gibidir. İnsanlığın örfündendir ki kadınları, kızları, bacıları esir olanlar onları kurtarmak için mücadele etmezlerse, ilkin onların erkeklik ve adamlık vasfı olmadıkları söylenir. Bu vasıfsızlıktan Allah Subhanehu’ya sığının. Ve unutmayın Rabbiniz sizlere hitab ederken ey adamlar ve sözlerinde duran sadık erkekler diye bahseder.

Ümmetin yiğitleri şehid olup kadınları esir olurken, bunun için mücadele etmezsek, nerede adamlığımız nerede erkekliğimiz?

Son olarak hatırlayın selefinizden İbn-i Cevzi’nin torunu, Cuma günü minbere çıkıp cihada çıkmayanlara bir hutbe irad etmiş ve sonunda elinde bulunan bohçayı cemaatin üzerine atarak uzun hutbesinin son kısımlarında şöyle demişti:

“Ey İnsanlar! Size ne oldu da dininizi unuttunuz?! İzzetinizi terkettiniz! Allah’a yardım etmekten geri kaldınız da, o da size yardım etmedi.

İzzet Allah’ın, Rasûl’ün ve Mü’min’lerindir. Vay halinize! Allah ve Rasûlü’nün ve sizin düşmanınızı, babalarınızın kanını akıtarak suladığı toprağınızı çiğnerken görmek nefislerinizi ezmiyor mu?

Size acı vermiyor mu? Siz dünyanın efendileriydiniz, şimdi sizi düşmanlar horlayıp, sizleri köleleştirmiyor mu? Kardeşlerinizi düşmanın kuşatıp, kahretmesi kalplerinizi ürpertmiyor mu?

Kardeşlerinizi orada ateşe atıp yakarlarken, siz burada zevkinize bakıp yiyip içecek misiniz? Ey insanlar savaş kızıştı. Cihad ilan edildi. Gök kapıları açıldı. Eğer siz cihad edecek delikanlılar değilseniz, açın yolu da kadınlar cihad etsin.

Alın ziynet takılarınızı da gidin! Ey sarıklı sakallı kadınlar!”

Elindeki bohçayı kaldırarak işaret eder. “Gidin dikiş yapın. İşte size kumaş ve ip.

İnsanlar! Bu ip ve bezler neyden yapıldı biliyor musunuz? Bunu kadınlar saçlarından yaptılar. Çünkü verecek başka birşeyleri yoktu. Vallahi bu saç örgüleri namus endişesiyle güneş ışığından korunmuş kadınların saç örgüleridir. Kestiler onları. Artık aşk bitti. Mukaddes cihad başladı. Allah yolunda cihad başladı. Toprağı ve namusu koruma cihadı başladı.

Sizde hiç mi düşünce kalmadı?” Diyerek elindeki bohçayı cemaatin üzerine fırlatır ve şöyle der:

“Ey cami direkleri yürüyün.

Ey mezar taşları yıkılın.

Ey kalp yan! Kavrul kederden.

Erkeklerin erkekliği gitti!”

(Ali Tantavi – Tarihten Hikayeler)

Ey rabbimiz senin dinini selefin anladığı gibi anlamayı bizlere nasip eyle. Zelil kılınmış ümmeti tekrar izzetine çevir…

2-  “Biz bu Kur’an’ı sana bir zorluk, güçlük sıkıntı olsun diye indirmedik.” (Ta-Ha – 2. Ayet Meali)

Ey ümmetin yiğitleri, Rablerinin davetine icabet edenler!

İyi kulak verin bu ayete. Bu Kur’an ve onun hükümleri zorluk olsun diye indirilmedi. Dünya ve ahireti imar etmek için indirildi. Öyle ki bu kitabın hakimiyeti için verilen her mücadele insanlığın menfaatine ve kolaylığınadır.

Ey müslümanlar!

Rahat hayatlar sürerken, cihadsız, şehidsiz, esirsiz, dolgun maaşlarla yaşarken bu ayeti okuyup da gerçekten zorluk yok diyebilirsiniz. Bizler bu ayeti, gözlerimizin önünde insanlar şehid olurken, çocuklar yetim, kadınlar dul kalırken, şehirler yakılıp yıkılırken okuduk ve iman ettik ki bu Kur’na zorluk olsun diye indirilmedi.

Sizler şimdi düşünün ve tefekkür edin. Bütün bu saydıklarıma şahit olurken, bu şeriat ve onun yolunda bu kadar sıkıntı çekilirken, bu kitap bir zorluk olsun diye indirilmedi diyebilecek misiniz?

Oysaki İslam Devleti ödediği bütün bedellere rağmen bu kitabın bütün insanlara bir rahmet ve kolaylık olduğunu ikrar etmekte. Tevhidin hakimiyeti için mücadelesini vermekte. Bu ayeti insani şartların en zor olduğu durumlarda ikrar etmektedir. 

Bizler İslam Devleti olarak biliyoruz ki, dünyada yaşanan bütün zahiri zorluklar Allah Subhanehu’nun rızasını kazanmak içindir. Ve onun rızasını düşününce çekilen bütün zorluklar kolaylaşmaktadır. Bu şeriatın altında yaşamanın kolaylığını ve lezzetini insanlar bilseydi, bunu elde etmek için bütün sahip olduklarını terk eder ve bu onlara pek kolay gelirdi.

Şeriatın gölgesi altında yaşamanın ne olduğunu bilenlere bu uğurda verilen mücadele pek kolaydır. Bu ancak bu lezzeti tatmayanlara ağır ve zor gelir.

Bizler her gün binlerce şehit versek de bize zor gelen bu değildir. Asıl zorluk cihad ve şeriat için savaşmayıp kâfirlerle içe içe yaşayanlar içindir.

Gerçekten çok zordur onlar için, nesillerini tağutlardan, küfür ve şirkten beri kılmak.

Çok zordur, kadınlarınızın her gün yenisi çıkan ev eşyaları isteklerine yetişmek.

Evet asıl zorluk sizin içindir ki ehliniz Allah için kafirlere esir düşmüş değil, dünya ve nefsinin eline esir düşmüştür!

Her gün tağutların sizlere belirlediği yaşam standartlarına ayak uydurmak çok zordur.

Rızkınızı kazanmak adı altında bütün gücünüzü çalışarak harcamak ve ömrünüzü böyle israf etmek çok zordur. Daha acı olanı ise çalışan sizken kazanan başkalarıdır!

Kâfirlerle bir arada bulunup dünya ve ahiretinizin ziyan olma riski varken, cidden sizler büyük bir zorluk içerisindesiniz. Bizler Allah Subhanehu’nun şeriatına tabi olup bu uğurda mücadele ederken bu bizlere pek kolaydır. Ve bizler kanımızla şahidiz ki, bu Kur’an ,onun hükümleri ve onun hakimiyeti için cihad etmek bir zorluk değildir. Asıl zorluk zillet içerisinde başkalarının çizdiği programlar dahilinde yaşamaktır.

Allah Subhanehu sizin hayatınızıda tağutların içerisinde bulunma zorluğundan kurtarıp, kendi dini için bedel ödeme izzetine ve onun şeriatı altında yaşama lezzetine ulaştırsın.

3-  “Ancak içleri titreyerek, korku ve huşu duyanlara öğüt ve hatırlatma olsun diye indirdik.” (Ta-Ha – 3. Ayet Meali)

Ey Rablerinden derin huşu duyanlar!

Ey Rablerinin ismi anıldığı zaman yürekleri haşyetle titreyenler!

Ey Rablerinin davetine ciddi olarak, menfaatsiz ve samimiyetle yanaşıp, başka gizli hesapları olmayanlar!

İslam’ı ve Müslümanları bir geçim kaynağı ve rant olarak görmeyenler.

İslam ehlinin üstün geldiği zamanda olup da, zorluk imtihanı olunca ortadan kaybolma gafletine düşmeyenler.

Müslümanların fetihler kazandığı zamanda açıktan onlardanım deyip, Allah Subhanehu günleri çevirince onlara her türlü iftirayı atıp nefsini tağutlardan kurtarmaya çalışmayanlar.

Tevhid ve onun getirisine, ne olursa olsun sadık kalan Muvahhidler.

İşte bu surede anlatılacak olan tevhid mücadelesi sizleredir. Sizlere bir öğüt ve hatırlatmadır.

Bir nasihattır.

İlk ayetteki erkek ve adamlar lafzının muhatabı sizsiniz. İkinci ayetteki tevhid davasının kendisine bir zorluk olmayacağı Muvahhidler de sizlersiniz. Bunun dışında kalanlar, bir oyun ve eğlence içerisinde olup ömürlerini israf eden zümredir.

Ve sizlere diyorum ki!

Allah Subhanehu’dan huşu duyarak korkanların vasıfları odur ki, bir az sonra paramparça olarak öleceğini bildiği halde kafirlere arkasını dönmemektir.

Çocuklarını yetim eşini dul bırakacağını bilerek onlarla vedalaşıp bir aslan gibi kafirlerin ortasına dalmaktır.

Evladının şehid olacağını bildiği halde onu savaşa bir damat gibi hazırlamaktır.

Kocasının geri gelmeyeceğinden emin olarak, “yeter ki İslam şeriatı hüküm sürsün” diyip onu şehadete uğurlamaktır.

Yoksa rahat hayatlar içerisinde yaşayıp küfür ve şirkin kalkması için sadece kendisini oyalayacak ibadetlerle uğraşmak değildir.

Ümmetin bu zor zamanında tağutların korkusuyla yaşayıp onlardan eman dileyen bir hayat sürmek de değildir.

Namuslar gitmişken sadece sosyal medyadan üzüntü mesajları paylaşmak da değildir.

Allah Subahnehu’dan içi titreyerek korkmak onun düşmanlarından korkmamak ve bu yolda ölüme gülerek gitmektir.

Ve sizlere selefimiz İmam Ahmed’in sözünü hatırlatırım;

“Eğer sen kendi zamanının insanlarının İslam’ını bilmek istiyorsan, onların mescid kapılarındaki çokluğuna ve hac zamanı lebbeyk diyen seslerinin gürültüsüne bakma. Sen onların şeriat düşmanlarıyla olan münasebetlerine bak. O zaman onların İslam’ını anlarsın.

(El-Edebi Şeria)

Ey Rabbimiz, bizi gerçekten içimiz titreyerek bize anlatacaklarına teslim kıl. Ve bu mücadelenin gereklerini bütün samimiyetiyle yerine getirenlerden eyle…

Yazının devam gelecek inşaAllah (Taha Suresi Gölgesinde İslam Devleti – 2)…

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İdrak Medya'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2020 İDRAK MEDYA